Dış Yüzümdür
Benim İç Yüzüm

Son zamanlarda okuduğum kitapların kendini görmeden tanıtım yazılarını yazıyorum. Yayınevleri, kitaplar henüz piyasaya çıkmadan, basın için PDF belgesi hazırlayıp e-posta ile yolluyorlar. Böylece kâğıt üzerinde kitabı görmeden, cisim olarak elime almadan, dokusunu, kalitesini, kalınlığını, ya da kokusunu bilmeden, kitap hakkında yazmaya başlıyorum. Tabii, hep bir eksiklik hissederek! Bazı yayınevleri PDF ile birlikte kitabın kapak görselini de yolluyor ama sanal kitap, benim neslimden çoğu okura olduğu gibi, benim için de daha eksik.

Kitabı görmeden tablet üzerinden okumak son zamanlarda hayatımıza iyice girdi, eminim ilerleyen zaman içinde e-kitaplar form olarak büyük değişim geçirecek. Henüz kitap formatından uzaklaşamıyoruz, hâlâ “sayfa” düzeniyle algılıyor kitap denilen nesneyi zihinlerimiz. Yüzlerce yıldır süren alışkanlıktan kopmamız için henüz erken.

Kitap, benim gibi kitap tutkunları için sadece bilgi kaynağı değil, obje olarak da seviyoruz onları. Bazı özel baskılara ayrıca bir tutkumuz gelişebiliyor. Kitaplar kadar kitabın tarihçesi de büyüler tutkunları. Tanıdığım bazı kitap kurtları kitapla fetişizm boyutunda bir ilişkileri olduğunu söylerler, kütüphaneden uzanıp ellerine aldıkları kitaba yüce bir madde gibi saygı duyarlar; kapağı, cildi, baskısı, kağıdı, kokusu ile algılarlar kitabı, salt bir cisim değildir artık, kutsallaştırılmıştır adeta.

Bazı antik elyazmalarına karşı böylesi bir duygu içine girdiğimi/gireceğimi biliyorum. Casanova’nın elyazmalarını paslı bir teneke kutu içinde görünce çok heyecanlanmıştım ama okunamaz olması, kâğıt üzerinde harflerin dağılmış hali büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı bende; sanırım bir metin ancak okunduğunda değer kazanabilir düşüncesindeydim. Kitap söz konusu olduğunda içerik her şeydi. “Güzel bir kitap” denildiğinde kast edilen kitabın nesne olarak formu olamaz, bir kitap güzelliğini içeriğinden, anlatısından, kurgusundan, dilsel ve şiirsel özelliklerinden kazanır. Ama… tüm bu özelliklerini kapağında okuru uyaran bir şekilde çağrıştırmayı başarıyorsa, işte o zaman “güzel bir kitap” sadece içeriğiyle değil, bütünüyle güzellikten pay almış sayılır.

Konuya belki de yanlış yerinden girdim, ama elime beni etkileyen kitap kapaklarının bir kataloğu ulaştı ve tekrar onlara bakmaktan acayip zevk aldım. Sözünü ettiğim Doğan Kitap için Geray Gençer’in tasarladığı yüz kitap kapağını içeren Yüz adlı bir katalog. “Yüz”, bu kitap söz konusu olunca iki farklı anlama geliyor. Birincisi yüz tane kitap kapağından oluşmasından ama daha önemlisi, ele aldığı kitapların “ön yüz”ü oluşundan kaynaklanıyor. “Bilgi, iletişim ve hayal aktarım nesnesi: kitap”.

Geray Gençer bugüne kadar tasarladığı bine yakın kitap kapağı arasından yüz tanesini seçip bir araya getirmiş bu kitap için, ve eminim dışarda kalan bazılarına haksızlık edilmiştir burada. Bazen sırf kapağından etkilenip sevmeye başladığımız kitaplar vardır, ben Fazıl Say’ın Yalnızlık Kederi adlı kitabını gördüğümde bunu hissetmiştim. Klavye üzerindeki beyaz tuşlar arasında tek başına duran siyah yarım nota, öylesine bir hüzün taşıyordu ki, kitaptan âdeta dışarı sızıyordu bu duygu: Toplum içinde kara koyun olmanın, herkesin takip ettiği yoldan gitmeyen bir kara koyun gibi dikbaşlı ve yalnız olmanın duygusu. Bunun daha iyi ifade edilebileceği bir tasarım düşünemiyor insan. Bu, kitap kapağından okuru yakalayan ender kitaplardan biri olmalı. Sadeliğiyle olağanüstü bir duygu yaratmayı başaranlardan.

Gençer’in tasarladığı kitap kapakları arasında Umberto Eco, Haruki Murakami, Hamdi Koç ve daha nice yazarın eserleri var. Hakan Günday’ın çok beğendiğim kitaplarının da kapak tasarımı Gençer’e ait. Günday, “Bir kitap kapağı insanın yolunu da değiştirir, düşüncelerini de… Hayal de kurdurur, rüya da gördürür… […] Ve kitap kapağı tasarlamak, işte bu hayal kapılarını inşa etmektir” diye anlatmış Gençer’in tasarımlarını.

Benim kitapta yer alan kapaklar arasında birkaç favorim var, bir tanesi 1950 Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış Yasunari Kavabata’nın Dağın Sesi romanının kapağı. Kavabata Dağın Sesi’ni, 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra yazar. Bu romanıyla yeni bir estetik arayış içine girer ve daha önce denemediği bazı ifade tekniklerini ilk kez bu romanında kullanır. Geçen zamanı doğadaki değişimlerle anlatmayı seçer, komşu bahçede açan ayçiçekleri, bir ağacın yapraklanışı ya da eylül başında beklenen bir fırtına gibi doğa olayları roman kahramanlarının günlük hayatlarına fon oluşturur. Roman kahramanı Şingo, hızla yaşlandığını hissettiği bir döneme girmiştir. Artık eskisi gibi hafızasının çalışmadığını, bazı yetilerini hızla kaybettiğini fark ettiği günlerdir bunlar. Şimdi onun için önemli olan, çok sevdiği eski karısının ölümünden önceki hatıralarını kaybetmemektir. Örneğin gençliğinde, dağın gürlediğini duyduğu ana dönmek ister, bunu duymuş ya da duyduğunu sanmıştır, fakat asıl önemli olan o anın yarattığı duyguyu yeniden hissetmesidir. Yaşlılığın bir aşamasında, olayları hatırlamanın fazla önemi olmadığını anlar, asıl hatırlanması gereken, duygulardır. Bu sayede yaşlılığında hayatın uyandırıcı etkisini hisseder. Geray Gençer tam da bu duyguların anlaşılacağı şekilde, dağdan gelen sinyallerin yaşlı adama ulaştığı şekilde kapağı düşünmüş. Böylece doğa ve anılar / dağlar ve sesler / bellek ve bugün bir bütün içinde algılanır olmuş.

Benim özellikle çok sevdiğim bir başka kitap kapağı, Hamdi Koç’un Melekler Erkek Olur romanına ait. Romandaki esprili ve alaycı dili yansıtan, kışkırtıcı başlığına uygun bir kapak tasarımı. Melek kanatlarını bir erkeğin bıyığı şeklinde vermek romanın içeriğine ve karakterine çok uygun. Melekler Erkek Olur romanı başka bir yayınevi tarafından ilk basıldığında olay yaratmış, okur tarafından çok beğenilmişti. Buna söyleyebileceğim tek şey, keşke ilk baskısında böylesi güzel bir kapağı olsaydı.

Okura ilham veren, hayal dünyasını geliştiren tasarımların çok değerli olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda bazı yayınevlerinin kitap tasarımına özellikle önem vermesiyle bu alanın çok geliştiğini de ayrıca görüyorum. Fakat, bir yandan da bir hüzün kaplıyor içimi, acaba bitmek üzere olan bir zanaatın ürünleri mi bunlar. E-kitap formatları geliştikçe, muhtemelen tamamen yok olacak kapak tasarımları, evrim geçirip başka tasarımlara dönüşecek. Belki Gençer’in bu derlemesi bir veda niteliği taşıyor diye düşünmeden edemiyorum.

{Tüm fotoğraflar: Manifold; Geray Gençer, Yüz: Doğan Kitap arşivinden yüz kapak tasarımı, Doğan Egmont Yayıncılık, Temmuz 2016}

Asuman Kafaoğlu-Büke, Geray Gençer, grafik tasarım, kitap, kitap kapağı, Yüz