Fotoğraflar ve kolaj:
Hale Gönül
Çöp Meseleleri

Zihindeki karşılığı, kullanım ömrü dolmuş, kötü kokulu, bakteri dolu deforme nesneler olsa da çöp, nesneler, olaylar, kavramlar ve canlılar arasında, belirli bir yerde ve anda tezahür eden geçici bir ilişki biçimi olarak daha ilgi çekicidir. Sanatsal ve edebi üretim ekseninde atığı tartıştığı Waste: A Philosophy of Things kitabında Viney çöpü, “insanın faaliyetlerinin zamanlaması ile uyuşmayan geçici bir durum” olarak tanımlar.1 Yani atığı, nesnenin işlevi ile ilişkilendirir. Bu geçirgen durumda geri dönüşüme gitmek, ya da herhangi bir nedenle tekrar işe yaramak söz konusu olduğunda nesne çöp olmaktan çıkar. Yumurtalar bitince kutusu atılır, yumurtaya alerjisi olan bir mimarlık öğrencisi ödevi için bombeli bir kartona ihtiyaç duyuyorsa, yumurtaların kendisi çöp ve kabı tam da gereken şey olabilir. Mezun olduktan on yıl sonra senelerdir arka balkonda arafta bekleyen ödev, içindeki parçalanmış yumurta kutusu ile bu sefer gerçek anlamda çöp olabilir. Konteyneri boyladıktan sonra bir kâğıt toplayıcısı onu bulabilir ve hammaddeye dönüşebilir. Ya da hâlâ objet trouvé [buluntu nesne] meselesini kendine ilham alan bir sanatçı tarafından alınıp kullanılarak, bir galeride 10.000 avroya da satılabilir. Zavallı yumurta kabı...

1.

Bana öyle geliyor ki, bu hikâyede hep keyfi ve biraz da aldatıcı olduğunu düşündüğüm işlev kavramından daha çarpıcı olan, aslında kontrol edilemeyen bir zamanlama meselesidir. Herhangi bir nesnenin/organizmanın/zihinsel üretimin çöp olma anı geçici ve geri dönüşümlü bir an olarak, çoğu zaman nesnenin kendisinden de bağımsız gelişmektedir. Bu biraz da dehşet verici an, yararlı ve istenilen nesneden vazgeçişten, saymaca akışların belirlediği bir süreçten öteye geçmez. Viney, atığı basitçe “zamanın dışındaki madde” olarak da tanımlamaktadır.2 Neticede zaman akarken, nesnenin kendisi ile beraber çevresindeki dinamikler de değişir ve onunla olan ilişkimiz, ona atfettiklerimiz ve beklentilerimiz başkalaşır. Aslında en genel anlamda bir nesneyi çöp olmaktan uzak tutan şey, ondan pragmatik ya da duygusal beklentilerimizin olmasıdır. O gün hava 20 derece olsa da, kaz tüyü montumuzu atmayız, çünkü onunla bir geleceğimiz vardır, hava soğuyacaktır. Viney burada material [madde] sözcüğünün future use [gelecekteki kullanım]3 ile olan ilgisine dikkat çekmektedir.4 Latince materia sözcüğünün, antikçağda inşaatta kullanılmak üzere kabaca yontulmuş ahşap anlamına geldiğini alıntılayarak, hâlâ material dediğimizde onu olası bir gelecek işlev ile bağladığımızı söylemektedir. Bunu okuyunca merak edip Türkçedeki “madde” sözcüğüne de baktım tabii ki. Arapça mādda’dan gelen “madde”, Arapçaya orta Farsçadaki mādag sözcüğünden geçmiş, anlamı ise “ahşap hammaddesi, tomruk”. Yani günümüz Türkçesinde kullandığımız “madde” sözcüğü de aslında benzer şekilde gelecek vaat etmekte.

2.

Çöp, çoğunlukla, zamanın olduğu kadar mekânın da dışındadır. Dahası, bir şeyin çöp olup olmaması, nesnenin bulunduğu mekâna göre de değişebilir. Mary Douglas, farklı kültürlerde kir ve temizlik kavramını incelediği Purity and Danger kitabında ‘kir’in5 nesnenin kendisinden çok nesnenin yeri ile ilgili olduğunu iddia etmektedir; tıpkı sararmış sonbahar yapraklarının, ağaçta iken manzara, yerde iken çöp olması gibi —gerçi sonbahar yaprakları bence yerde de çöp değildir ve neden süpürülüp atıldıklarını hiç anlamam. Böylece çöp belli mekânlardan dışlanır. Temizlik kavramı topluma ve zamana göre değişse de, toplumların giderek daha fazla hijyen takıntılı olduğu dünyada çöp, günlük hayatta karşılaşmak, görmek istemediğimiz şeydir, bu yüzden kaldırıp uzağa konulur ve saklanır. Fakat bunun tek nedeni çöpün pis olması değildir, daha çok tekinsizliğidir. Aksiyon filmlerindeki kovalamaca sahneleri karanlık ve tekinsiz bir sokakta bittiğinde, o sokakta mutlaka çöp konteynerleri de bulunur. Böylece sokağın suça açık bir alan olduğu vurgulanır. Douglas da, kirin ve pisliğin mekânsal dışlanmışlığını düzen duygusu ile açıklar: “Bildiğimiz hâliyle kir, esas olarak düzensizliktir… …Kirden kaçınıyorsak, bunun nedeni korku değildir, kutsal bir ceza tehdidi ise hiç değildir. Ne de hastalığa ilişkin fikirlerimiz, kiri temizleme ve kirden kaçınma davranışlarımızın zengin çeşitliliğinin nedenidir. Kir, düzeni bozar. Onu uzaklaştırmak olumsuz bir hareket değil, çevreyi düzenlemek adına olumlu bir çabadır.”6

Douglas’ın da yazdığı gibi kir, çöp, pislik sadece kentin değil, algımızın ve düzenli dünyamızın da dışındadır, tıpkı gözyaşı, acı ve ölüm gibi. Antikçağda çöplüklerin de, nekropoller gibi kentin dışında olmasına şaşmamak gerekir. Vitruvius, bilinen en eski yapı kitaplarından olan De architectura’da iyi suyun nasıl bulunacağından astrolojiye kadar tüm alanlardan bahsetse de, atıkların nasıl yönetileceğinden hiç söz etmez. Benzer şekilde, nekropolden de hiç bahsetmemektedir. Kent söz konusuysa, çöp de ölüm de yoktur, ikisi de düzenli hayatın, surların dışındadır. Benzer şekilde, Alberti de De re aedificatoria’da kanalizasyon sistemi üzerine yazsa da, bunun dışındaki atıklarla pek ilgileniyor gözükmez. Kara vebadan yüz yıl sonra bile, Alberti çöplerle nasıl başa çıkılacağından söz etmeye gerek duymamıştır.

3.

Sadece nesneler değil, kavramlar, düşünceler, filmler, ilişkiler, romanlar, hikâyeler, aslında somut ya da soyut her şey çöp olabilir. Dünya üzerinde yaşayan kimsenin hatırlamadığı ve hiçbir kaydı olmayan şarkıların, destanların, şiirlerin toplumsal belleğin çöplüğüne atıldığı düşünülebilir. Kültür endüstrisinin depolama ve erteleme sistemleri üzerinden bir çöp ekonomisi kuramı geliştiren Mennan, kültürel çöpü üçe ayırmaktadır; çöp, çöp olmayan ve henüz çöp olmayan.7 Zihinsel üretim söz konusu olduğunda, bu üç süreç, nesnelerde olduğundan daha da geçirgendir; kültür ve düşünce sürekli sanal çöplere dönüşse de, bu çöpün kırıntıları gübre gibi yapıtaşlarına ayrılır ve yeni üretime sızar. Tabii, nesneler ve düşünsel imalat burada yazdığım gibi birbirinden ayrı, kopuk süreçler değildir. Dahası, aslında nesneleri yoğuran düşünsel ya da manevi süreçlerden çoğu kez çok daha zor vazgeçilir. Öyle ki bazen nesne, kendini koruyan ruhani bir zırha bürünür. Mesela Şinto animizminde tüm nesnelerin kami denilen ruhları bulunmaktadır. Bu inanca göre yüz yaşını deviren bebeklere özel bir tören dahi düzenlenir. Japonların atığı minimize etme, nesneleri tamir ederek sonuna kadar kullanma, kullanılamayacak hâle gelince dönüştürmeyi salık veren mottainai kavramı da Budist felsefe ile beraber köklerini Şinto animizminden almaktadır. Hiçbir şeyi heba etmemeye dayalı bu felsefede atık üretmek etik bir mesele olarak ele alınsa da, aslında kavramda dikkat çekici olan bunun daha çok vicdani bir mesele olmasıdır. Yani işin içinde nesnelere saygı ve duygusallık vardır ki, felsefenin Şinto ile olan bağı da bunu göstermektedir.

4.

Bu etik ve vicdani duruş, çoğu zaman kapitalist tüketim süreçlerinin bir bileşeni olmak yerine, ihtiyaçlarını çöpe atılanlar ile karşılamaya yönelik Freeganism hareketi gibi daha genel bir dünya görüşünün parçası olarak da tezahür etmektedir. Bu harekette çöpten, başta yiyecek olmak üzere, kullanılabilir durumdaki her şey geri alınmakta ve bulan kişinin ihtiyacı yoksa bunları başkaları ile paylaşmaktadır. Antikapitalist bu hareket sadece ihtiyaçlarını bedelsiz karşılamayı değil, sistemin bir parçası olmamak için herhangi bir işe girmemeyi ve terk edilmiş binalara çökmeyi8 de içermektedir. Neticede terk edilmiş bir yapı da çöp değil midir? Bugün ekonomik sistem yeni şeyler satmak üzerine kurulu olduğuna göre, yenisini almak için bazı şeyleri atmak gerekmektedir. Hareketin adındaki free kelimesi de sadece bedava anlamında değil, sürekli atık üreten bu tüketim sisteminden de azade olmak anlamında ‘özgür’ kelimesinin karşılığıdır. Kapitalist üretim ve tüketim süreçlerinden, ekonomiden azade olmak sosyal sorumluluğu olan etik bir duruş olduğu kadar, aynı zamanda kaynakların pervasızca kullanılmasına ve doğa ve insan sömürülerinde bulunan büyük şirketlere karşı da bir boykottur.

Peter Buggenhout,
“Caterpillar Logic II” enstalasyonundan
“The Blind Leading the Blind #66”, poliüretan, epoksi, köpük, polyester, polistiren, demir, ahşap, plastik, alüminyum, kâğıt ve evsel süprüntü, 2014, kaynak: Gladstone Gallery

5.

Her ne kadar çöp görmek istemediğimiz bir şey olsa da, sanırım insanın en çok ürettiği şeylerden biridir. İstatistiklere hiç inanmadığım için bir gün oturup saydım, sabahtan akşama kadar çöpe tam on adet nesne atmışım, yumurta kabuğu, ceviz kabının kapağı, muz kabuğu, şampuan kutusu, kâğıt mendil, mendil kabı, mandalina kabuğu, biten Türk kahvesinin dibindeki tortular, kâğıt peçete, açtığım kalemin ucu. Herhalde ortalama bir insan için az bile. Attığı çöplerden bir gününü anlatabilir insan, birinin çöpüne bakmak, aslında onun evine girmek gibidir. Bu yüzden toplumun geride bıraktıkları da, onun hakkında birçok şey söyler. Nitekim 2011 yılında Geri Dönüşüm İşçileri Derneği’nin eski başkanı Ali Mendillioğlu Cihangir ve Çarşamba semtlerinin çöplerini araştırarak bir toplumsal analiz yapmaya soyunmuştu. 2016’da ise Umut Yiğit bu sefer benzer bir hareketi daha kapsamlı olarak yapmaya başlamış, Türkiye’nin çöp haritasını çıkarmayı hedeflemişti. Bavul dergisinde “Çöplerden Semt Analizi” başlığı ile her ay bir semti yayımlamaktadır. Hepimiz tahmin edebiliriz aşağı yukarı hangi semtten neler çıkacağını. Çöp, bu anlamda, toplumsal olarak farkında olduğumuz durumları daha derin düşünmek için bir olanak sunsa da, genel çıkarımlar yapmak için bir yandan da yanıltıcı bir mecra olabilir, çünkü vazgeçtiklerimiz her zaman elimizde fazla olanlar ya da eskiyenler olmayabiliyor. Bu anlamda toplumun vazgeçtikleri üzerinden yazılan tarih, elinde tuttukları üzerinden yazılandan bambaşka şeyler anlatabilecek potansiyeli barındırıyor.

6.

İnsanın atıkları ile ne yaptığı bir yandan coğrafyayı etkileyen önemli etmenlerden de biridir. Çöp, biriktiğinde uzun aralıklarla topografyayı değiştirip, yapılı çevremizi şekillendirir. Atıklardan kurtulmanın en eski ve hâlâ en yaygın yolu onu kent dışında bir yere depolamak ya da gömmek, ve bu vahşi depolama yöntemi ile dünyada birçok yerde devasa atık sahaları oluşturulmuş durumdadır. Bu alanlar birikim ile buradaki topografyayı ve ekosistemi değiştirdiği gibi, çevresinde yerleşim alanı oluşmaması ile de çevreyi etkilemektedir. Çöpü bitince mecburen komşusundan ithal eden İsveç gibi bazı ülkeler —Allah başka dert vermesin— atıkları büyük ölçüde dönüştürmeyi başarıyor olsa da, dünyada hâlâ büyük ölçekli atık sahaları mevcuttur. Bunların en büyüklerinden biri olan ve 1947’de faaliyete geçen New York’taki Fresh Kills atık sahası, 2001’de kapatılarak 2008 yılından itibaren bir parka dönüştürülmeye başlanmıştır. Bu tür dönüşümler, çoğunlukla yitirilen ekosistemin rehabilitasyonuna ve kuş gözlemi yapılan bir doğal rezerv alanına dönüştürülen Wasit Atık Su ve Çöp Sahası’nda olduğu gibi ekosistemin farkındalığına odaklanmaktadır. Atıkların geri dönüşümünün hızlanması ile, değişen topografyanın kamusal alan olarak dönüştürülmesine dair projeler daha fazla geliştirilmektedir ve olasılıkla ilerleyen yıllarda bu tip projeler daha da hız kazanacaktır. Bugün endüstri mirasını dönüştürdüğümüz hızla, bir gün atık sahalarını da dönüştürmeye başlayabiliriz.

7.

Bir şeyi çöpe atmak, onun dünyadaki konumunu bir anda değiştiren bir vazgeçiş anına tekabül eder. Bence biraz da şiirsel olan bu an aynı zamanda, vazgeçilen nesneyi var eden somut ve soyut birlikteliklerin çözülmesi ve yapıtaşları ile yeni nesnelerin kurulmasının başlangıcıdır. Çözülme, ya da popüler adı ile geri dönüşüm, aslında çöpün gübre hâline gelmesinden başka bir şey değildir. Fakat üretim ve tüketim süreçlerinin son derece komplike hâle geldiği günümüzde atıklar basitçe gübreye dönüşmez —ya da bu çok çok uzun sürer, onu tıpkı üretildiği gibi karmaşık bir süreçten geçirmek gerekmektedir. Böylece çöpü ayrıştırarak, kullanılabilir hâle getirmek de kendiliğinden olmaktan çıkıp, endüstriyel bir süreç hâline gelmiş durumdadır. Bu doğal döngüden koptuğumuzdan, tıpkı bir yapıyı sürdürülebilir olarak inşa etmek çok akıllıca ve ekstra çaba harcanması gereken bir durum olarak görüldüğü gibi, geri dönüşümü de öyle görmektedir 21. yüzyıldan bakan gözlerimiz. Oysa son derece olağan, bir o kadar da gerekli bir süreçtir bu, hatta yaşamın devamlılığı için şarttır. Dünya kapalı bir sistem9 olduğuna göre, çöp olmasaydı, yaşam devam edemezdi, tıpkı gübre olmadan hasadın mümkün olmaması gibi. Bu da demek oluyor ki, bu vazgeçiş anı aslında devamlılığın yapıtaşlarından birini oluşturmaktadır. Bu yüzden de, üstüne bu kadar laf etmiş olsam da, aslında geleneksel anlamı ile çöp diye bir şeyin olmadığını düşünüyorum. O, sadece zamanı ve konumu değişen ve bütünlüğü çözülendir.

1. Viney, W., Waste: A Philosophy of Things, A&C Black, 2014, s. 19; orijinal metin: “Waste is a temporal condition that does not coincide with the time of human activity.”

2. a.e., s. 2; orijinal metin: “Waste is also matter out of time.”

3. Bire bir çevirince kulağa tuhaf gelse de, anlamı kaybetmemek için tam karşılığını kullanmak daha doğru geldi.

4. Viney, s. 6.

5. Kir ve çöpün farklı olduğunun ve birbiri yerine kullanılamayacağının farkındayım, olsa olsa birbirlerine kuzen olabilirler. Ne de olsa çöp kirlidir, kirli şeyler de bazen çöptür.

6. Douglas, M., Purity and Danger: An Analysis of Concepts of Pollution and Taboo, Routledge, 2003 (ilk basım 1966), s. 2; orijinal metin: “As we know it, dirt is essentially disorder… …If we shun dirt, it is not because of craven fear, still less dread of holy terror. Nor do our ideas about disease account for the range of our behaviour in cleaning or avoiding dirt. Dirt offends against order. Eliminating it is not a negative movement, but a positive effort to organise the environment.”

7. Mennan, Z., “Kültürel Belleğin Gerçek ve Sanal Saklama Sistemleri: Bir Çöp Ekonomisi Kuramı”, Zaman-Mekân, YEM Yayınları, 2008, s. 224–231.

8. “Squatting” kelimesinin karşılığı olarak Türkçede “işgal” kullanılsa da, aslında ikisinin çok farklı şeyler olduğunu düşündüğüm için bire bir çevirisini kullanmayı tercih ettim.

9. Aslında Dünya tam bir kapalı sistem değildir. Kabul edilen üç tür sistem var; izole, kapalı ve açık. Dünya’nın izole bir sistem olmadığı aşikâr. Fakat tam olarak kapalı bir sistem de sayılmaz, daha çok kapalıya yakın olarak düşünülür, yani içeriye madde ve enerji (meteor, güneş ışığı..) girer, ve bazı gazlar dışarıya çıkar. Fakat madde ve enerji akışı görece minimal olduğundan, kapalı bir sistem olduğu kabulünden ilerliyorum.

atık, çöp, düzen, geri dönüşüm, Hale Gönül, kent, kir, kültürel çöp, şehir