Blockchain
ve Ahlak İlişkisi

Kendime son zamanlarda sorduğum önemli bir soru şu: Kapitalizm ve onun temel yapıtaşı olan merkezi para sistemi için, blockchain neden büyük bir tehdittir?

Öncelikle bilmeyenler için tekrarlayayım; bitcoin adlı kripto-paranın teknolojik altyapısına blockchain deniliyor. Bu teknoloji, hem web ortamında insanlar arasında güvenli para transferini mümkün kılıyor hem de ve daha önemlisi, kişilerin kimseden izin almadan, kendi özgür iradeleriyle para basmalarını da sağlıyor.

Ancak blockchain bundan daha fazlası da demek: Sadece para ile ilgili değil, tüm sözleşme ve anlaşmalarda, bugün noterlerde yaptığımız işlemlerde, yani üçüncü bir taraf gerektiren tüm ilişkilerde güvenli ve sağlam, ama en önemlisi merkeze bağlı olmayan bir altyapı sunuyor blockchain. Sonra mesela, enerji dağıtımı da merkezi olarak yapılıyor, yakında blockchain araştırmalarından enerjinin yerel olarak üretilmesi için yeni iş modelleri de doğacak.

Bugün tüm enerji tüketimimiz merkezi idareler tarafından bizlere dağıtımı yapılan ve üretimi üzerinde hiçbir bireysel katkımız ve söz hakkımız olmayan gaz, petrol, kömür benzeri hidrokarbon yakıtlara dayanıyor. Çoğumuz farkında değiliz, ama güneş ve rüzgâr gibi enerji kaynakları, atmosferimize geri dönülmez zararlar veren, ayrıca tükenmekte olan fosil yakıtlara çoktan verimli birer alternatif oluşturmuş durumda. Ancak bu gerçeği idrak edemememizin ana sebebi, elimizde dağıtık enerji üretimi için bir iş modelinin olmaması: Yani mesela, sıradan bir aile, kendi evinin bahçesine ya da çatısına koyduğu güneş üretecinden önce kendisi yararlanıp, sonra da ürettiği fazla enerjiyi diğer evlere satarak/vererek değer yaratamıyor.

İşte tüm bu gözlemler beni ve düşünen on binlerce insanı çaresizlik hissi ile baş başa bırakıyor. Bu çarkı nasıl kıracağız diye soruyor arkadaşlarım. Global olarak bizleri hipnotize etmiş olan çaresizlik algısı ve alternatif olmadığı inancı, önce bitcoin isimli para vasıtasıyla kırıldı. Sonrasında, soğan halkaları gibi kademe kademe soyuldukça altından çıkan yeni teknoloji, yani blockchain ve onun getirdiği olasılıklar görülmeye başladı. Örneğin online para transferi işinin bu yeni teknoloji sayesinde e-posta yollar gibi yapılabileceğini gördüler.

Tamam, ilk anda kredi ya da mevduat toplama gibi faaliyetler için blockchain cephesinden bir öneri gelmemişti. Daha sonra o da geldi ve kitlesel finansman, kitlesel fonlama gibi kavramlar da yavaş yavaş akıllarımızdaki sınırlı kapasiteli salonlarda koltuk elde etmeyi başardı. Dağıtık Otonom Kurumlar [DAO, decentralized autonomous organization] düşünülmeye başlandı. Bütün bunlara neden olan ana özellik, yani her şeyin temelinde yatan asıl unsur neydi? Benim fikrimce, para basma yetkisinin merkezden alınıp bireylerin eline verilmesiydi. Çünkü bu yetki merkezi otoriteler tarafından kaybedildiği, para basabilme yeteneği halkın eline geçtiği anda merkezde oturanları güçlü kılan bir numaralı kaynak kaybedilmiş oluyordu.

Gelelim ahlak meselesine!

Blockchain uygarlığı ve onun dağıtık düşünce sistematiği, ahlak açısından da 400 küsur yıllık merkezi döngüye bir alternatif oluşturuyor olmalı. Yok eğer oluşturmuyorsa, kapitalizmin yüzlerce yıllık birikimle geliştirilmiş mekanizmaları bunu alaşağı eder ve üzerinden silindir ile geçer.

Blockchain, mekanizma ve teknoloji olarak insanlar arasındaki ticari alışverişleri şeffaf şekilde ortaya koyarak, ahlakı da ‘açık kaynak’ hâle getirmekte. Dürüst iş yapan tüccar ve esnafın bundan korkacağı bir şey olamaz, yoktur da. Parasal alışverişlerin takip edilebilir ve ahlaken sorgulanabilir hâle gelmesini istemeyenler sadece karanlık işler çevirenlerdir ki, şu anda merkezi sistemlerin açıklarından en çok onlar faydalanıyorlar. Dağıtık yapıda, ahlaken şeffaf ve açık sistemler kurulmasından bu kişiler elbette ki hoşlanmayacaklardır.

Rahmetli büyük amcam Bursa kapalıçarşıda yıllarca sarraflık yapmış. Çocukluğumda bir düğün için Ankara’ya bize misafir gelmişti, az görüştüğümüz ama çok sevdiğim bir insandı. Beni yürüyüşe çıkardı bir öğleden sonra, pek az konuşurdu, öyle nasihat filan da vermezdi kimseye. Birlikte Cinnah Caddesi’nden tırmanırken yola düşürülmüş, bugünkü değeriyle 100 lira gibi bir kâğıt para buldum, eğildim aldım. Baktım amcam bana altın dişi görünür şekilde gülüyor. Sordu: “Cemil, şimdi bu parayı alacak mıyız?” Ben de, böyle bir soru mu olur ya tabii alacağız amca filan diye 14 yaşımın tüm bıçkınlığıyla ile yükleneyazdım ki, o beni durdurdu. “Neden almayalım ki” diye sordum. Amcam gayet ciddi, “sahibini nasıl bulacağız peki?” diye sordu. Kafam karışmıştı. “Yerde bulduğun para senin olur sanıyordum ben” diye uydurdum stres içinde. Usulca parayı elimden alıp kaldırım kenarında bir taşın altına görünür şekilde geri koydu. “Hak etmediğimiz para bizim değildir, sahibi kimse gelir alır” dedi.

Bu olayı, şu elli küsur yıllık hayatımın en önemli dersi olarak hâlâ canlı şekilde hatırlarım. Muhtemelen amcam çaktırmadan parayı kendisi yola atmıştı ve o gün bana bu ticaret/hayat/ahlak dersini vermek için gezmeye çıkarmıştı. Anadolu tüccarının eşsiz, binlerce yıllık ahlak anlayışını bana o küçücük anekdotla aktarmayı başarmıştı.

Tüm bu değerlerin temelinde sözüne sadık olmak, güvenilir bilinmek, zorda olana yardım etmek, ama hepsinden önemlisi hak etmediğine el uzatmamak vardır. Bu ahlaki değerlerin hepsi esnaf ticaretinin özüdür, onun çimentosudur. Blockchain denilen yeni teknoloji ile bu değerlerin yazılı çizili hâle getirilmesi ve açık kaynak yazılım ile dürüst bir şekilde temsil edilmesi mümkün olmaktadır.

İşte bu binlerce yıllık ticaret ahlakı ve geleneğinin uzantısı olarak, Anadolu esnafı kendi işini kendi yapmaya karar verip, dışarıdan gelen bankacılık sistemlerine alternatif olarak dünyadaki en büyük bitcoin’i de icat etmiş. Tamamen güvene dayalı bir sistem kurup ticaretini bu sistemle yapmış, ve yapmakta. Açık hesap, senet ve vadeli çek gibi mekanizmaları bulmuş, kullanmış. Güvene dayalı bu mekanizmalar ile ticari ihtiyaçlar için üretilen kredi, bir tür bitcoin parasıdır. Elden ele arkaları kaşelenerek verilen senet ve çekler de, analog (kâğıt) blockchain’dir ve temelde halkın kendi parasını basmasının aracıdır. Ahlak anlayışı da bu kâğıtlarla bir bütündür ve verilmiş sözlerin elden ele geçirilmesiyle o da kendi yolculuğunu yapar.

Vadeli çek, Gümüşhane’deki Hacı Ali Emmi’nin kendi eliyle bastığı parasıdır. Çek değildir. Merkez Bankası’ndan izin alınarak basılmamıştır, tamamen esnafımızın kişisel inisiyatifinin eseridir ve hak edilen emek ve ürünlere karşı zamanında ödemede kullanılır. Hak edilmemiş kazanç bu sistemde var olamaz.

Bugün Türkiye’de borç geri ödeme oranları %97-98 seviyesindedir ve bunun altına da pek düşmez. Blockchain ile bu oran daha iyi seviyelere getirilebilir. Ancak tek meselemiz kaçakları azaltmak değildir. Önümüzdeki önemli bir pratik sorun da, vatandaşın bitcoin’ini, yani bastığı kamusal parayı gündelik ekonomi içerisinde daha kullanışlı hâle getirebilmektir. Bir de tabii, günün birinde blockchain teknolojisi yardımıyla Anadolu esnafının para sistemini ve ahlak anlayışını tüm dünya ülkelerindeki KOBİ’lerin kullanımına sunabilmektir.

Merkezi para sistemi için, blockchain neden büyük bir tehdittir sorusunun cevapları işte burada yatıyor. Dünya insanının elinde, güvene dayalı, dağıtık işleyebilen bir para mekanizması olduğu sürece bir merkez bankasına ihtiyaç yok. Bunu da güven ve ahlakı zaten içine programlı olan blockchain teknolojisi yardımıyla yapabilirler.

Cevap 1) Esnafın ticaret hayatında gereken krediyi kendilerine para basarak sağlamalarını kolaylaştıracak ve yaygınlaştıracak bir teknoloji olduğu için,

Cevap 2) İçinde programlanmış olarak ahlak içerdiği için.

bitcoin, blockchain, blok-zinciri, Cemil Şinasi Türün, dağıtık ağ, vadeli çek