3273 Sayfa,
fotoğraf: Umut Altıntaş
Bir Kitap Sergisinin Sağlaması

2017’nin ilk günleri. İzmir’de nadir görünen şiddetli1 kar yağışı. Alsancak’ta iki katlı, gizli odaları ve çatısıyla eski bir ev.2 Evin içinde bir kitap sergisi.3 Serginin açık kaldığı süre beş gün. Kitapların yapıldığı zaman aralığı sekiz yıl. Sergilenen kitapların toplam sayfa sayısı 3.273. Sergilenen kitapların sayısı 21 + iki yansıtma, 18 fotoğraf. Mekânlar, alt katta iki oda, bir merdiven aralığı ve üst katta geniş bir oda. Kitapların, —kaide olarak işlev gören— ana taşıyıcısı masa. Masalar standart, ancak üzerinde taşıdığı kitaplara göre yeniden konumlandırılmış. Masa genişliğindeki 4 mm’lik camlar, kitapları masa ve izleyici arasına sıkıştırıyor. Bazı masalarda cam yok. Ve çerçeveler. Yatay çerçeveler kitapları, masa da çerçeveleri taşıyor. Her masanın ve kitabın karşılıklı sayfa olarak tasarlanıp duvarda açık hâlde kondurulmuş ve açıklayıcı işlev gören birer Türkçe/İngilizce künyesi var. Yere atılmış iki adet dev sayfa ise serginin ana metni. Biri alt katta, diğeri üst katta.

Kitaplar,

belli bir kurguya göre evin üç odasına ve merdiven aralığına yayılmış. Kabaca üç kurgudan oluşuyorlar: 1. Taslaklar, yayımlanmamış işler, fikirler. 2. Endüstriyel olarak dolaşımda olan işler. 3. Tekil üretim özel projeler ve sanatçı kitapları. Bazı kitaplar, ilk sayfalarından son sayfalarına dek kurcalanabiliyorken, yalnızca bir adet üretilen ve bu yüzden çerçeve içerisine hapsedilen kitaplar, —fiziksel olarak orada olmalarına rağmen— video aracılığıyla okunabiliyor. Tamamen endüstriyel imkânlarla üretilmiş ve yüzlerce kopyası olan kitapların ise yalnızca ‘gösterilmek istenen’ bölümleri görülebiliyor.

İlk odada

bulunan masa (A) kişisel imkânlar dahilinde üretilen denemeler. Bağımsız bir metni sayfa üzerine taşımak, mizanpajla bir diyalog kurmak, malzeme çeşidinin baskıda verdiği tepkiyi keşfetmek, formatın yönettiği bir okuma düzeni kurmak, kusurlu çıktıları istiflemek gibi niyetler doğrultusunda üretilmiş bu kitapların yalnızca ‘o anda’ açık duran sayfaları ve deneme baskıları, kendilerinden daha kalın olan camın ardından görülebiliyor. Sabırlı ziyaretçiler, açık sayfalardaki bilinçli okuma izleğini takip ettikleri anda tüm bu denemelerin, tasarımcının kendisini dünyada nerede konumlandırmak istediğine dair bir meseleye adres göstermeye çalıştığının farkındalar. Cam, kitaplar ve yüzeyin birbirine tamamen yapışık olduğu bu masa yamuk. Tesadüfen bir yazıcının yanında bulunmuş olan hatalı baskıların yeniden sıraya dizilerek basit bir kırtasiye cildiyle bir araya getirilen tek kopya kitap (B) bir bacağın altına sıkıştırılmış. Kararsız ziyaretçiler kitaba hiç dokunmazken, cesur olanlar kargacık burgacık işaretlerin olduğu bu sayfaları kurcalayıp, istediği yeri açık bırakarak tekrar yerine koyuyor.

Aynı odada, birisi yatay bir kitabı içeren yatay, diğeri dikey bir kitabı içeren dikey, birbirine bitişik ve duvara yaslanmış iki çerçeve (C) var. Uzaktan bakıldığında birer fotoğraf gibi algılanan bu işler, aslında 10 adet yatay, 10 adet dikey fotoğraftan oluşan 50 × 70 cm boyutundaki iki ince eş kitaptan seçilmiş birer sayfa. Çerçeveler, kitaplara köşelerden 10 cm bol gelmiş ve —bu yüzden olsa gerek— kitaplar, yerçekiminin etkisiyle denk geldiği gibi, savruk ve rasgele bırakılmış. Geriye kalan 18 fotoğraf, 13 × 18 cm boyutunda baskılar hâlinde köşeye yerleştirilmiş ayaksız bir masanın üzerine dağıtılmış. Bu yerleştirmenin kaçınılmaz ilk izlenimi, “çerçeveler duvara asılmayı unutulmuş mu?” sorusuna mahkûm kalıyor.

İkinci odada

ziyaretçileri yere serili bir masa (D) karşılıyor. Masanın üzeri nispeten karmaşık: Kitap içerisinden seçilip açık bırakılmış bölümler, tam çevrilme anında dondurulmuş veya koparılmış sayfalar, tersine açılıp konmuş arka kapak-sırt-ön kapak üçlüsü… Hepsi, ‘yalnızca görülmesinin istendiği kısımların açık bırakıldığı’ biçimde kurgulanmış kitaplar. Sergide kitap olmayan tek parçalar da, bu masada yer alıyor; “Hidden Nishes” yazılı açık sayfadan başlayan ve diğer kitapların altına sıkışmış, basılamadığı için orada olamayan kitapların afiş formatları. Afişlerin katlanarak kadrajlanmış tipografik yüzeylerinde beliren “-in, -of, -re, -is, -sign” gibi kelimeler, kitaplar arasında birer bağlaç işlevi görüyor. Tüm bu farklı jestleri bir araya getiren masanın üzerindeki camı, karşılıklı köşelerde duran ‘kıvrılmış’ iki kitap taşıyor. Masanın üzeri ve cam arasındaki basık atmosferde üçüncü boyutlarıyla yer kaplayan kitaplar, havadan bakılan coğrafi yüzeyler gibi iki boyutlu grafik yerleştirmeler olarak da izlenebiliyor.

Yer masasının hemen arkasında, duvar diplerine yanaşmış iki masa ve masaların üzerlerinde açık seçik bir şekilde duran iki kitap (E-F) yer alıyor. Kitaplar tam olarak masanın alt ve sağ köşelerine dayanmış. %99’u okunabilen bu kitapların, %1’lik okunamayan kısmı ise masaya sabitlenmiş arka kapakları. Masalar odanın duvarlarına dönük, dolayısıyla kitapları okuyan-inceleyen-karıştıran ziyaretçi, sırtını diğer herkese ve sergi mekânının geri kalanına dönmek zorunda. Bu zorunluluk, okuyucuya kitapla ve masayla baş başa kalma fırsatı veriyor. Kitaplarla geçireceği vakit onlara ait. Neden bu kitapların tamamen açık bırakıldığının ardında yatan tercihleri sorgulayabilirler: Her sayfasında görülecek farklı bir şey mi var? Sayfa kurguları, imajların çoklu ve değişken biçimde okunabilmelerine olanak mı tanıyor? Tasarımcı her sayfasını neden göstermek istiyor? Diğerlerine neden dokunamıyorum?

Alt ve üst katı birbirine bağlayan iki aşamalı merdivenin

arasında, simsiyah bir çerçeve içerisinde duran bembeyaz “boş kitap” (G), alt ve üst kattaki kitapların arasında sözgelimi kavramsal bir köprü kurmaya niyetli: “Yukarıda olan biten ne varsa sorumlusu benim”. Yalnız, ayrık ve duvarda duran tek iş olmasıyla bir sergi mekânının yarattığı duyguyla fazlaca yakınlık kuruyor.

Üst kat.

Diğerlerinden daha geniş olan bu odada üç farklı iş var. Girişteki masa, üçlü bir işbirliğinin (H) yeniden gösterimi. Cam altında saklanan yedi adet kopyanın farklı açık sayfaları ve cam üzerinde duran sekizinci kopyasıyla serginin ele alınabilen bir diğer kitabı. Fiziksel erişime açık olan kopya kapalı hâlde. Sonrakiler cam yüzeyin bir kat altında, bir gride bağlı olarak sıralı biçimde açılmış sayfalarıyla “ister bu ipuçlarıyla yetinin, isterseniz elinize alıp istediğiniz kadar kurcalayın” seçeneklerini sunuyor. Bazı ziyaretçiler daha da ileri gidip, kitap içinden sevdiği bir sayfayı seçiyor ve diğer açık sayfaların yanına, tek boş kalan yere yerleştiriyor. Acaba en başta da öyle miydi? Yoksa o kopya hep dışarıda mıydı?

Son iki iş,

odanın iki farklı ucunda birer video eşliğinde sergilenmiş. Bu videolar kitapla okur arasındaki yakın ilişkiyi farklı bir mesafeyle yeniden konumlandırıyor. Kitaplar fiziken oradalar, ama aynı zamanda çerçeve içerisinde ayrıcalıklı durumdalar. İlk iş (I): Birisi yerde, diğeri ayakları üzerinde duran iki masa var. Bir kitabın iki kopyasının açılmış iki farklı sayfası, iki benzer çerçeve içerisinde, bu masalar üzerinde duruyor. Ayaklı masa, üzerinde yatay duran çerçeveyi, çerçeve, içinde yatay duran kitabı, kitap, birbirine bağlı karşılıklı açık duran sayfaları, sayfalar ise üzerlerine basılı olan kitap imajlarını taşıyor. Yerdeki masa ise, aynı kitap içerisinde grafik dil olarak birbirleriyle en uyumlu olan başka iki sayfayı sahneliyor. Masadan daha büyük olan çerçeveler, masalardan taşıyor. Kitabın geriye kalanı, “sağ sayfalar sağ duvara, sol sayfalar sol duvara ve cilt kısmı duvarın birleştiği yere” denk gelecek şekilde, odanın iki duvarının birleştiği köşeye yansıtılan bir video aracılığıyla izlenebiliyor.

Serginin okuma sırasına bağlı

olarak en son görünen iş, diğerlerinin arasında en cüsseli olan kitap (J). Bu kitap, şişmanlığına oranla camı yüksek bir çerçevenin (fanus) içerisinde, kapağıyla birlikte ilk birkaç sayfası açık şekilde yerleştirilmiş. Çerçeve ise bir kaidenin üzerinde duruyor. Bu yüzden kitap yerine daha çok obje algısı yaratıyor. 864 sayfa boyunca tek bir sahneyi gösteren bu kitap da, tasarımcısının her sayfayı tek tek çevirdiği 16 dakikalık video formatıyla duvara taşınıyor. Sağ duvardaki sayfalar her çevirişte sol duvara geçiyor. 16 dakika boyunca bir video manzarasını mı seyrediyorum, yoksa videodaki bir manzara kitabın sayfalarına basılı hep o aynı manzaraya mı bakıyorum?

Son odadan çıkıp,

merdivenlerden iniliyor, arada (ister istemez) boş kitapla tekrar karşılaşıyorum, ikinci oda solda kalıyor, ilk oda çıkarken sağda. Kapıdan girerken dikkat çekmemiş olabilir, çıkarken yüz yüze asılı iki sergi afişi görülüyor; tam afiş gibi de değil, 50 × 70 cm kâğıt yüzeyi üzerinde üst üste gelmiş A4 sayfalar… Bazıları taşmış, bazıları okunabiliyor. Karışık ve gösterişsiz denebilir. Zaten sergi girişi dışında başka hiçbir yerde karşınıza çıkmıyor. Kapının dış merdiveni; dört, belki de beş basamak. Sokağa adım atıyorum. Hava soğuk. İzmir’in en soğuk günü.

1. ?

2. Galeri A

3. Umut Altıntaş, “3273 Sayfa”, Kitap Sergisi, 10–14 Ocak 2017


Kitaplar Dizini 
(A) Kişisel Denemeler, Kitaplaşan Metinler (2009–2013):
Michael Rock, The Designer as Author
Esen Karol, Does Turkey Need Designers?
Esen Karol, Sending off Bottles to the Sea
Uğur Tanyeli, Esen Karol, Bir E-Posta Söyleşisi
Nicholas Carr, Google Bizi Aptal mı Yapıyor?
Rick Poynor, Kritik İhmaller
(B) Bir Yazıcı, ierror
(C) Stairs of Urbino (2014), Werkplaats Typografie Summer School
(D) Akademik Yayınlar (2014–2016)
(E) Stefan Bohnenberger, Kapalı Kutu (2015), K2
(F) Bahar Yürükoğlu, Devridaim | Flowthrough (2016), Arter
(G) Void Book (2008)
(H) Gary McLeod × KartonKitap, Andover Road North Remix (2014)
(I) 13. Kitap (2014), Yüksek Lisans Tez Projesi
(J) One Moment Scene (2014) Werkplaats Typografie Summer School
{Tüm enstalasyon fotoğrafları Umut Altıntaş’ın 3273 Sayfa başlıklı sergisinden olup, tasarımcıya aittir.}

3273 Sayfa, grafik tasarım, kitap, sergi, sergi tasarımı, Umut Altıntaş