Tavşan Deliğinden Aşağı
Bir Çocuk Dergisi Macerası

A line is a dot that went for a walk. [Çizgi, yürüyüşe çıkmış bir noktadır.] 
—Paul Klee

Aldığımız kararlar ya da karşımıza çıkan olanakları birer nokta kabul edersek, deneyimler de bu noktaları ellerinden tutup yürüyüşe çıkardığımızda karşılaştıklarımızdır. Ben Paul Klee’nin sözlerini böyle yorumluyorum. Büyük ya da küçük, yeni bir maceraya atılırken de bu sözleri hatırlıyorum.

İzmir’den İstanbul’a ‘yayıncı olmak’ için gelişim nasıl büyük bir noktaysa, yayıncılık hayatımda yayına hazırladığım her kitap birer küçük nokta sayılabilir. Üç sene önce de —ne yazık ki demo aşamasında kalan— bir çocuk dergisi maceram oldu; yayıncılık hayatımda orta hâlli bir nokta. Bu yazıda, bu orta hâlli noktayı çıkardığım yürüyüşten bahsedeceğim.

Yaklaşık yedi senedir çocuk kitaplarıyla haşır neşirim; 2014’te bir çocuk dergisinin editörlüğü ve koordinatörlüğü için bir teklif aldım. Söz konusu süreli bir yayın olunca, ilk başta gözümün korkmadığını söyleyemem. Fakat proje sahibinin heyecanı ve hevesiyle benim iflah olmaz dergiseverliğim bir araya gelince, “evet” demiş bulundum. Sonrası çok zevkli, ilham verici, yer yer acılı ve bütün hafta sonlarımla halihazırdaki tam zamanlı işimden eve döndükten sonra uyumaya kadar geçen zamanımı alan, gelgitli bir süreç oldu. Dergi bittikten sonra geriye dönüp baktığımda bütün aşamaları güzel hatırlasam da, “başta gözümün korktuğu kadar varmış,” duygusu hep saklı.

“Evet” dedikten sonra başladım iyi-kötü, eski-yeni, yerli-yabancı çocuk dergisi örneklerini taramaya. Dergi yayıncılığında deneyimli arkadaşlarla fikir alışverişleri, Pinterest’te oluşturduğum “kids’ mags” adlı klasörün görsellerle dolup taşması, birlikte çalışabileceğim yazar ve çizerlerle uzun yazışmalar, dergi kaç sayfa olacak, kaç forma olacak, peki ya cildi, kâğıt cinsi derken baştaki korkular tamamen geçmese de azaldı, yerini heyecana bıraktı. Ortaya iyi bir şey çıkarma ihtimalinin verdiği motivasyon da arttıkça, derginin bölümleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı: Çocuklara the Beatles’ı tanıttık mesela, mektup yazmanın inceliklerini anlatıp kendi zarflarını yapabilecekleri bir zarf taslağı hazırladık, mevsim meyve ve sebzelerini tanıtan “tam mevsimi” diye bir bölüm ekledik, onları mutfak ve yemek kültürüyle tanıştırmak için gazpacho’yu anlatıp tarifini verdik (çünkü derginin ‘yaz’ sayısı olacaktı bu)...

Bütün bu sürecin en zevkli, derginin bitmiş hâlini görmekten bile zevkli ânı şu tablonun ortaya çıkışıydı:

Peki bu içerikleri planlarken ne amaçlamıştım? Aslında çok basit bir soru sormak yeterliydi: “Ben (cinsiyet fark etmeksizin) çocuk olsam bu (içerik) ilgimi çeker miydi?” Aynı soru derginin tasarımı için de gerekliydi, çünkü çocuk dergisi örneklerini incelerken fark ettiğim bir şey vardı: Yerli örneklerin çoğunun tasarımları ve illüstrasyonlarıyla çocukların estetik algısını düpedüz küçümsediği. Böylece, ortaya çıkacak dergiyle ilgili bir nokta daha kafamda netleşmiş oldu: Dergi bittiğinde tam olarak nasıl görüneceğini bilmesem de, nasıl görünmeyeceğini biliyordum ve bu çok önemliydi.

Bu farkındalıkla, araştırma sürecinin başına döndüm ve toparladığım örneklere dönüp yepyeni bir gözle baktım. Aralarından (yazının sonunda bahsedeceğim) üç çocuk dergisi tam da kendime sorduğum o basit sorunun görsel içerik açısından da cevabını veriyordu. Neden çocuklar kendileri için tasarlanan her üründe renk cümbüşü, görsel karmaşa ve Comic Sans’a razı olmak zorundaydı ki?

Nitekim, iyi bir ekiple hazırladığımız ve hayalimdeki (Wes Anderson özeni ve simetrisindeki) çocuk dergisine —tam olmasa da— epey yaklaştığını düşündüğüm dergi, bütçe sıkıntılarından dolayı yayın hayatına başlayamadan demo aşamasında kaldı. Üstünden üç sene geçmiş olsa da, ara sıra derginin PDF’sine bakıp, “Fena değilmiş, yine yaparız, hatta daha iyisini!” diyorum. Hâlâ aklıma gelen fikirleri not alıp, görsel biriktirmeye, karşıma çıkan güzel örnekleri aynı heves ve heyecanla karıştırmaya devam ediyorum.

Yayın hayatına başlayamamış bu dergi macerasını anlattığım yazıyı umutlu bitireceğim: Deneyimlerimizden, bilhassa yarım kalmış, görünürde bir yere varamamış olanlardan bahsetmek bazen kolay değil, ama onları hatırlayıp bir şans daha verme ihtimali her zaman güzel. Şimdi bu yazıyı yazmış olmakla ben de yürüyüşe çıkardığım o orta hâlli noktanın bir şekilde yürümeye devam ettiğini, aslolanın da bu olduğunu anlıyorum. Çünkü bence umut, —büyük küçük kalkıştığımız hangi işte olursa olsun— bütün korkunç deneyimlerimiz arasında güzel olanları hiç kaybetmemek, yeniden ellerinden tutup, yarım kalmış yolculuğa devam etme, olmuyorsa da birlikte bambaşka yolculuklara çıkma hevesini saklı tutmaktır.

***

Georges, “N° Machine à laver”
ve “N° Lunettes”

Georges: Fransızların şahane çocuk dergisi. Her sayısı bir temaya odaklanıyor, tema derginin ön kapağına koyulan bir ikonla belirtiliyor. Tasarımı, illüstrasyonları ve (Google Translate yardımıyla okumaya çalıştığım) içerikleriyle beni yeniden çocuk olmaya özendiriyor. “Çamaşır makinesi” sayısı, “Bıyık” sayısı, “Güneş gözlüğü” sayısı en sevdiklerimden. Bugüne dek yayımlanan sayıları şuradan incelenebilir.

***

Anorak, sayı 42 “Cakes
ve sayı 39 “Museums”

Anorak (The Happy Mag for Kids): Bu da İngilizlerin şahane çocuk dergisi. İlk sayısı 2006 yılında, piyasada iyi çocuk dergisi bulamadığı için hayal kırıklığına uğrayan bir anne tarafından çıkarılmış. Dergi altı yaş ve üstü çocuklar için. Anorak’ın sayılarına şuradan ulaşılabilir.

***

DOT, sayı 1 “Shapes”, sayı 7 “Space”
ve “Farm” sayısının içinden

DOT: 2015 Haziran’dan bu yana, yine Anorak ekibi tarafından beş yaş ve altı çocuklar için hazırlanan dergi. Üstelik tamamen reklamsız. DOT’un sayıları ise şuradan incelenebilir.

çocuk, deneyim, dergi, İpek Şoran, süreli yayın, Tavşan Deliğinden Aşağı, yayıncılık