Barok Anarşi/v

I.

“Füzyon iki hafif elementin uygun koşullarda birleşerek daha ağır başka bir element oluşturması sürecine verilen isimdir. Tepkime sonucunda büyük bir enerji açığa çıkar.” 
—Mehtap Serim, Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık

Paris, 1929: Sürrealistlerle yolunu ayıran Georges Bataille’la beraber Documents dergisini çıkaran, topladığı belgeler, Afrika maskları ve yazdığı Zenci Plastiği (1915) ile avangard sanatın ve kübizmin yolunu açan Carl Einstein... Michel Leiris, André Masson gibi afaroz edilen sürrealistlerle nümizmatik koleksiyonlarını, Eli Lotar’ın mezbaha fotoğraflarıyla böcekbilimi, direniş modelleriyle ayak başparmağı fetişizmini bir araya getiren, arkeoloji, müzikbilim, müzecilik, sanat tarihi ve etnografi arasında salınan, 1929 ile 1930 arası bir yıllık dönemde 20 sayı çıkan bir derginin ismi Documents. Kolaboratörleri arasında Robert Desnos, Raymond Queneau, Georges Limbour, Marcel Cohen, Paul Rivet, Marcel Mauss, Alfred Métraux, Marcel Griaule, Leo Frobenius, Georges Henri Rivière, André Schaeffner, Sylvain Lévi, Arthur Waley, Clive Bell, Alejo Carpentier, André Malraux, Jacques Prévert, Georges Ribemont-Dessaignes, William Seabrook, Sacheverell Sitwell var... Var da var... Tek dişi kalmış bir medeniyet olarak okunan modernizmin savaş öncesi fazlalıkları, atıkları, artıkları… Varlığını belirleyen bir kurumun belgelerini depolayan ve tarihini yazan bir arşiv olmak yerine bağımsız bir imge üretim işliği: DocumentsArche’yi çaptan düşüren, başlangıçla buyruğu tersinen, kendi izini silen an-arche, an-archiv, an-arşiv… On bir sene sonra Güney Fransa’da nazilere yakalanmamak için köprüden atlayarak intihar edecek, kendi izini silecek azılı bir an-arşist olan sanat tarihçisi Einstein...

Diğer bir yer, Hamburg, 1929: Warburg Enstitüsü... İtalyan Rönesansı ile ilgilenirken, Asya’da başlayan İtalya’da biten imgelerden oluşan atlası yapan, astrolojik bir Francesco del Cossa freskosunu anlamak için Arap astrolojisine (Kalenderilere bile) yönelen Warburg 63 yaşında, Otto Binswanger’in hastası olarak yıllarını geçirdiği Bellevue hastanesinden yeni çıkmış, kendi ifadesiyle “normalite tatili almış”... Ömrü yettiğince imgelerin göçebe olduğunu, üretim katmanlarında, görsel bilinçaltlarında yüzyılların gizlendiğini öğretmiş... Gertrud Bing ve Erwin Panofsky ile beraber henüz Londra’ya göçmemiş olan kütüphanenin genel sekreteri, Viyana’da sanat tarihinden menedilen imgeler, balmumu maskeler üzerine de çalışmış Julius von Schlosser’in öğrencisi, Warburg’un uzun süren hastalığı boyunca enstitüyü kurtarmış olan sanat tarihçisi...

Füzyon: Einstein’ın, Fritz Saxl’a yazdığı, Warburg Enstitüsü’nden Documents için yazı istediği mektup. “Sizin ve enstitünüzün çalışmalarını büyük bir ilgi ile izledim. Sizinle, enstitünüz ve dergimiz arasında bir bağlantı kurmak isterim.”1 1929 yılında Bataille 32, Einstein 44 yaşında.

Karşılaşma: Warburg’un imge atlası Mnemosyne ile beraber soluk alan bir Bataille arşivi... Belirli bir kurumun ya da kuruluşun belgelerini derleyerek onun geçmişini ve geleceğini tesis ve teyit eden bir arşiv oluşturacağına, arşivin oluşum koşullarını oluşturan bir an-arche: Einstein’ın Saxl tarafından “Warburg kitaplığının hedefinin Almanya dışında da yöntemsel olarak ilgi çekebileceğine inanıyor, bu nedenle ilişkilerimizi dışarıya doğru sağlamlaştırabileceğimiz için seviniyorum… Belki buradan verimli bir tartışma çıkabilecektir…”2 diye yanıtlanan mektubu. Warburg’un 26 Ekim 1929 günü ölmesiyle, çağın barbar koşulları gereği asla gerçekleşmeyecek olan bir füzyon. Yine de “günün birinde Warburg’un ‘imgelerin artçı yaşamı’ tutkusuyla Bataille’ın ‘dekompozisyon’ takıntısı, sanat tarihçilerinin kütüphanelerinde buluşacak, ‘diyalektik bir organon’ olarak kullanıma açılacaktır”3 diye yazan Didi-Huberman.

II.

“Warburg Atlas’taki yöntem itibariyle sembolik imgelerin çakışması ve ardışıklığının, hareket içindeki hayatı gösteren pathos yüklü imgelerin sonraki hayatlarına dair ani ve sinoptik bir iç-bakış sunacağına inanır. Atlas siyah kumaş ile kaplanmış olan 150 × 200 cm ölçüsünde 63 ahşap levhadan oluşmaktadır. Her levha sanat tarihi konusu olan muhtelif resimlerin, harita fotoğraflarının, el yazması metinlerin, gazete ve dergilerden edinilmiş güncel resimlerin Warburg tarafından bozularak, tekrar tekrar düzenlemesinden oluşmaktadır.”
—Mehtap Serim, Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık

Mehtap Serim’in kitabı Modernlik Zemini: Barok Aşırılık, siyah parlak bir kumaşla kaplanmış olmasa da, kutsal emanet ciltlerini, saray albümlerini andıran, zarfın içinde yazanlarla hiperbolik bir ilişki içinde olan, kapak kalkınca içinden kitap çıkan bir nesne ilk bakışta, bir albüm mahfuzu, bir muhafaza… Kapağı açıp metni okudukça, yazının izleği ortaya çıkıyor: ‘Modernlik zemini olarak barok’ ve ‘aşırılık’... Kendi çemberiyle kendi yuvarlağına kapanacağı yerde, informel’in, amorph’un, ‘biçimsiz’in öncülü olan sözcük barok: Patolojik meyveler gibi kendi biçiminin dışına taşan, kendi çerçevesini zorlayan inci... Serim ‘barok’u “görünüm akışları içinden her türlü imgeyi bir arada tutarak, yeni imgeler üretme yöntemi çıkış noktası”4 olan bir modernizm olarak tartışırken, döneminin Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Öz tarafından bir albümde yer alan iki adet Fatih Sultan Mehmet minyatürüne atfedildiği için uzun yıllar süren bir yanlışlığa yol açan, Yavuz Sultan Selim’in İran seferi sırasında (1514) Topkapı Sarayı’na getirilen görsellerden oluşan ‘aşırılık zemini’ bir albümü, Fatih Albümü’nü hatırlatmakta yazdığı kitap... Orta Asya’dan gelen rulolardan parçalanarak oluşturulan murakkaların bir araya geldiği bir albüm bu, murakkalarda çeşitli yazmalardan koparılmış meşkler, minyatürler, hat örnekleri var: Gölge oyunu figürlerini andıran Türkler, Moğollar, Hintliler, zenciler, şamanlar, dervişler, Budistler, Nesturi rahipleri, cinler, devler, hayvanlar… Warburg’un jestler ve mimikler tarihine örnek gösterilmek istercesine yüz ifadeleri, el-kol hareketleri ve giysileriyle birbirlerinden ayrılan aktörler... Rasgele bir araya gelmiş izlenimi uyandıran, doğrusal bir okumayı imkânsız kılan, herhangi bir yerden başlayarak içinde kaybolunan aşırılık belgeleri, Fatih Albümü, Mnemosyne, Documents, Barok Aşırılık... Julio Cortázar’ın seksek oynayan, Seksek isimli romanı gibi nereden başlanırsa başka bir yere götüren, farklı görsel perspektifleri ve yazısal metinleri aynı yığın bütününde buluşturan mekân: Bataille’ın dergisi, Fatih’in (olmayan) albümü, Serim’in barok murakkası... İmgelerin ortak yerleri, imgeleri açan alanın mekânı: “Yunanca yazında ‘ortak yer’ anlamına gelen topos… …bu hâli ile her şeyin mekânı olabilir bir nitelik taşımakta. Öyle ki fikirsel olanın fiziksel olanla paylaşabileceği ortak bir zemindir. Aşırılık ilişkilerin akılcı bir şekilde tartılmadığı bir aradalıklar ise barok akıldışı refleks ile yığılma pratiğini tutan bir yer karakteri taşımakta.”5

Mehtap Serim,
Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık,
Akın Nalça Kitapları, İstanbul, 2016, tasarım: Bülent Erkmen
(fotoğraflar: Manifold)

Yığılma ve istif gibi görünen toposlar: Serim albümünde, birbirine sarmallandıkça kendi içinde biteviye çoğalan, sağdan ve soldan ayrı akan iki ayrı düzen... Sağ sayfa, barok üzerine kuramsal bir tartışmayı fraktalvari bir biçimde açarken, soldaki kimi fragmandan, görselden, imgeden, metinden, atıktan, artıktan, fazlalıktan oluşmakta... Bir şeyi birbiri üstüne ve sıra ile yığmak, yazıda satır intizamı dışına taşmak demekse eğer istif, baroğu Deleuze’e sırtını yaslayan bir tavırla kıvrımın ve katın artması diye tanımlayan, kendi metinsel ifratında Warburg’un göç güzergâhları, Bataille’ın ‘ihlal’leri ile süt ürünleri küresel hareketini, dedikodu zincirlerini, çakmaktaşı mübadele güzergâhını, Mandelbrot kümelenmesini, elips olmayan en çok yakınsayan ovaller grafiğini oluşturan ortaklığı bulmaya çalışan, bu ortaklığa ‘barok’ adını veren, zamanı ve mekânı iki ayrı kategori olarak tanımlamak yerine, eğer ayrım diye bir şey varsa ayrımın zamanla mekân arasında değil, zamanla mekânı zaman ve mekân diye ayrıştıran dizgeyle zaman ve mekân arasında olduğunu söyleyen, bu tartışmayı modernizm süreci içinde ‘barok’ bir tartışma olarak okuyan Serim…

III.

“Karşılaşma bir mekânda öngörülemez rastlaşmalar sonucunda meydana gelen eş ‘mekân-zaman’lılıkların tamamı için kullanılmaktadır. Mekânsal ve zamansal olarak denetimlenemez olan rastlaşmalar, anlamın kaynağı olan imge akışının basit ama öngörülemez sonuçlar doğuran mekanizmasıdır aynı zamanda.” 
—Mehtap Serim, Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık

An-archiv: Zürih’te genç bir küratör ve galerist olduğu rivayet edilen —kimliğine dair internette hiçbir belge bulunmayan— Svenia Steinbeck, asla gerçekleşmemiş olan şu Einstein ile Saxl (Bataille ile Warburg) karşılaşmasının asla gerçekleşmeyecek olan sergisini hazırlar. 2012–2014 yılları arasında yapıldığı söylenen bir hazırlık… 2016 senesinde Zürih Güzel Sanatlar Akademisi katkılarıyla asla gerçekleşmemiş olan serginin bir kataloğu basılır. Girişte Svenia Steinbeck’in gerçek biri olması gerekmediğini, sergi anlatısını ve kürasyonu harekete geçirmesinin yeterli olduğunu yazar editörler. Arşivi belirleyen erzak mantığının, bir kurumu meşru kılmayı, bir kuruluşa, bir tüzel kişiliğe başlangıç, geçmiş ve gelecek bahşetmeyi öneren belgelemenin ötelerinde, ayniyetin ve farklılığın, vahşiliğin ve medeniliğin, bilincin ve bilinçdışının 1929 senesi ruhuna sadık biçimde yeni bir yıldız-kümelenişi olan bir sergidir bu, tuz ruhu olsun ruhu olsun

Mnemosyne atlasının imge dünyası ile Documents’ı eş zaman-mekânlılıkta buluşturmak isteyen, sergi gerçekleşmeyince kataloğun açılışını Janus Quadrifrons ismiyle kutlayan proje: Bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan iki yüzlü bir Roma tanrısı olan, Roma’daki kemerinde yüzlerinden biri kentten içeri girenlere, öteki kentten çıkanlara bakan Janus... Kataloğu hazırlayanlara göre yüzlerden biri Bataille, diğeri Warburg: İkisi beraber bir Möbius eğrisi oluşturmakta. Birinin yukarısı, diğerinin aşağısı... İmgeleri olasılık hesabına göre bir araya getiren yıldız dizilimini boşuna Janus yüzlü diye nitelemiyor Ian Hacking... Serim’in kitabı da iki uçlu bir Janus: Sağı sayfayı bir metne, solu bir diğerine açarken kendi içinden de öne ve arkaya bakmakta. Olasılık matriksi, fraktal yapı, eş mekân-zamanlılıklar: Naslı Serim, baroku epifiz bezine (aslında tam tersi sanırım) bile katlıyor, baroğu oluşturan imgesel birleşik alanı açıyorsa, Warburg’un atlasıyla Bataille’ın dergisindeki imgelere İsa ile spacemusic’i, Hubble teleskopunu, Siyam ikizleri ile Rogosow’un kendi kendini ameliyat etmesini, ben-olana ben-olmayanı katlayan bir katalog Steinbeck’inki. Serim’in ‘barok’ diye tanımlayacağı karşılaşmalar, “Deleuze’ün baroğa kavram olarak seçtiği kıvrım ya da katın artması ile ‘sonuçlanmış’ olan bir süreçtir. […] ‘Birleşik karmaşık bütünlükler’ bu sayede oluşur.”6

Birleşik karmaşık bütünlükler: Documents, Mnemosyne, Fatih Albümü, Holy Shit, Barok Aşırılık... Serim, baroğun, özneleşme süreci ile beraber okunan bir modernlik anlatısı, bu nedenle dünyanın ilk modernitesi olduğunu söylese bile ilk modernite, metni yazanın değil, Warburg’un dediği gibi ekstase [kendinden geçme] ile sophrosyne [kendi sağduyusuna dönme], içerisi ile dışarısı, özdeşlik ile yabancılık, medeni ile vahşi arasında salınan, çünkü insanın ilk ‘modernlik’ tecrübesi olarak kendini güvenli bulduğu ortamdan, mekândan koparılmasına bağlı olan metnin kendi öznelliğinde. Bu ilksel ayrılık, ben-olmayan her şeyin potansiyel olarak korku salmasına yol açarken ben-olmayanın yabancılığına katlanan her kıvrım, her fragman, katlandığı eğrinin başından ve sonundan ayrılmış, “[…], onu çevreleyen ortamdan yalıtılmış, kendi içinde bir kirpi gibi tam”7 olarak gözükmekte. Daha da önemlisi: ‘Ben’e katlanmadığı için, bütünden fazlasına yol açan bir ‘an-arşiv’e yol açarak arşivi arşiv kılan, içinde kronolojik zaman algısının sıfırlandığı marjı oluşturmakta...

Ana-kronik an-arşiv: İmgeleri, eş mekân-zamanların kıvrımına katlayan ortamlar: -con. Eğer eş mekân-zamanların bir aradalığı demekse con-temporary, güncel ve çağdaş, anakronik, genç, yaşsız ve yaşlı, kendi öznelliklerinde ve kendi yabanıllıklarında bütün metinler ve görseller, baroğu zamanlar ötesi bir con-temporary’ye sarmallarken benim yazdığım şu metin, Serim’inkine şöyle bir dokunarak, dilerim hissini anıştırmakta...

1. Carl Einstein’dan Fritz Saxl’a mektup, 30.2.1929. Conor Joyce, Carl Einstein in Documents and his Collaboration with Georges Bataille, Philadelphia, 2001, s. 230.

2. Fritz Saxl’dan Carl Einstein’a, 2.2.1929, a.g.y., s. 231.

3. Georges Didi-Huberman’dan alıntılayan Holy Shit editörleri, Holy Shit: Katalog einer verschollenen Ausstellung içinde, Zürih, 2016, s. 16.

4. Mehtap Serim, Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık, Akın Nalça Kitapları, İstanbul, 2016, s. 15.

5. A.g.e., s. 123.

6. Serim, a.g.e., s. 226-227. ‘Sonuçlanacak’ sözcüğünü, ‘sonuçlanmış’ diye değiştirdim. Z.S.

7. Athenaeum, Eine Zeitschrift von August Wilhelm Schlegel und Friedrich Schlegel, Berlin 1798–1800, tıpkıbasım, Darmstadt, 1992, Cilt I, s. 230.

Aby Warburg, barok, Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık, Documents, Fatih Albümü, Georges Bataille, Holy Shit, kitap, Mehtap Serim, Mnemosyne, Zeynep Sayın