İlan görseli, Servet-i Fünun,
16 Aralık 1899.
Baker Mağazaları:
Göstere Göstere Tüketmek

Resimde görülen oturma odası çizimi 1899 yılına ait bir ilandan alındı. Chippendale tarzı mobilyalar, duvar kâğıdı, aydınlatma ürünleri, perdelikler birbirini tamamlarken bir kanepe, koltuk, birkaç sandalye de odada yerini almış. Resimde bir geniş dolap ve iki yazı masası da görülüyor. Bugün Osmanlı dendiğinde insanların zihninde belirebilecek ilk imge muhtemelen bu değil. Döneme aşina olanlar için dahi, bu resim bir ‘istisna’ ya da ‘batılılaşma’ rüzgârının geçici heveslerinden biri olarak görünüp önemsenmeyebilir.

Reşat Ekrem Koçu’nun ifadesiyle, Baker Mağazaları “hazır esvaplık ve manifatura-tuhafiye üzerine zamanının en büyük müesseselerinden”dir. 19. yüzyılın son çeyreği ve erken 20. yüzyıla ait birçok popüler yayında Baker Mağazaları’nın buna benzer pek çok ilanına rastlamak mümkün. İstanbul’da birden çok şubesi vardır ve buralarda dönemin İstanbullularına çok geniş yelpazede ürünler sunulmaktadır. Yine Koçu, mağazanın sahibi George Baker’ı, “İkinci Abdülhamid devrinin fevkalade itibarlı tüccarlarından bir İngiliz” olarak tanıtır. Mağazaların müşterileri de “İstanbul’un zengin ve kibar takımı”dır.1

Baker’ın ürünlerinin çok ucuz olmadığını kestirmek çok zor değil. Buna karşın, Baker ve diğer mağazaların varlığını kentin küçük bir kesiminin ‘Batı’ ilgisiyle açıklamaya çalışmak da doğru olmayacak. Tüm bu ‘yeni’ ürünlerin pazarlandığı zaman aralığı, toplumsal dönüşümün kapitalist tüketim nesneleri üzerinden daha yoğunluklu biçimde görünür olabilmeye başladığı dönemdir. Bu nedenle, kurgusal bir çeşitliliğin gerisinde toplumun farklı sektörlerine de hitap edebilen bir tüketim kültürü görsel iletişimin yeni olanaklarını araçsallaştırır. Burada kastedilen, daha önce de var olan —ama belki farklı türden— toplumsal dönüşümün modern tüketim kültürünün yaygın ve etkili araçlarıyla varoluş biçimini değiştirdiğidir. Daha açıkçası, tüketim bir ‘gösteri’dir artık. Baker’a ticari başarı ve itibarı getiren, onun dönemin son moda ürünlerini İstanbullularla tanıştırması değil, İstanbulluların tüketime yükledikleri anlamın değişmesi ve onu geleneksel bağlarından koparmasıyla bağlantılıdır. Yani Baker’ı Baker yapan İstanbul ve İstanbul’un dönüşen toplumsal dinamikleridir.

Beyoğlu’ndaki mağaza.
Komşular da dönemin meşhur
başka ticarethanelerinden,
solda ayakkabı mağazası Victor Burgeni
ve sağda bonmarşe Carlmann.

George Baker, Londra ya da dünyanın herhangi başka bir yerinde yaşadığından daha uzun süre İstanbul’da yaşar. Bu kente gelme nedeni başlangıçta mağaza açmak da değildir: George, on yaşında okulu bırakıp bir bahçıvanın yanına çırak olarak girer. Pek çok iş değiştirerek bu alanda kariyerini sürdürür, 25 yaşına geldiğinde İngiliz Elçiliği’nin Tarabya’daki yazlık konutunun bahçesinin yapımında çalışmak üzere İstanbul’a gelir. George’un bu işten nasıl haberi olduğu ve işi nasıl alabildiği pek net olmasa da, bir rivayete göre iş eniştesine teklif edilmiş fakat o Kaliforniya’da bulduğu başka bir işi kabul ederek Amerika’ya taşınmış, George da İstanbul’a doğru yola çıkmıştır.

George Baker, Osmanlı İngiliz ilişkileri açısından kritik bir yıl olan 1847’de İstanbul’a gelir. Dönem Abdülmecid devridir. İngiliz Elçiliği ana binası 1831’de yanarak hasar görmüş, bunun üzerine Osmanlı hükümeti Tarabya’da bir miktar arsayı elçilik olarak kullanılmak üzere İngiltere’ye bağışlamıştır. İngiliz hükümeti de, bu dönemde Osmanlı içerisinde hayli faaldir. İngiltere büyükelçisi eski başbakan George Canning’in kuzeni Stratford Canning’tir. Büyükelçinin öncelikli hedefi Fransız, Rus, ya da başka herhangi bir ülkeye kıyasla daha etkin bir İngiliz politikası yürütmektir. İmparatorluğun doğusunu ticari ağa katmak, İzmir’de bir banka kurmak, posta sözleşmeleri yapmak ve İngiliz vatandaşlarına ticari imtiyazlar koparabilmek büyükelçinin yapmayı düşündükleri arasındadır. Canning sonunda kısmen başarılı da olur, İngiliz yatırımcıların faaliyetlerine izin verilir. Canning bunun karşılığında, İngiliz tüccarların yerel halka alkollü içki satmayacağı garantisini verir. George Baker iki ülke arasındaki nispeten iyimser politik havanın ve elçiliğin ardı ardına deneyimlediği bir dizi felaketin de yardımıyla kendi işini kuracak parayı kazanır. Nitekim, 1843’te yeniden yapılmaya başlanan ana elçilik aynı yıl başka bir yangın daha geçirir. Yangın elçilik şapelini ve bir grup inşaat malzemesini yok eder. George Baker daha sonra bu ana binanın bahçe düzenleme işini de alacaktır. Tarabya’da yaptığı işin başarısı ve yaptığı doğru sosyal hamleler şüphesiz bu işi almasında etkili olmuştur.

George, Tarabya’da kullanacağı bitki ve fidanları İngiltere’den kendisi getirir. Sultan Abdülmecid için özel hazırladığı meyve ağaçları seçkisini de, padişaha bizzat kendi verir.2 O dönemde tuttuğu günlüğünde yaptığı işe ilişkin notlar alır. Toprak karışım tarifleri, diktiği meyve ağaçlarının listesinin yanı sıra Türkiye de ilk defa morsalkımı [wisteria] kendisinin Tarabya’da yetiştirdiğini gururla anlatır.

Evliliği de başarılı bir diğer hamlesidir. George 26 Mayıs 1856’da elçiliğin şapelinde Maria Butler ile evlenir.3 Maria, İngiltere’nin Hull kentinden bir gemi marangozunun on çocuğundan biridir, 1850’li yıllarda İstanbul’a gelmiş, meşhur banker ailesi Baltazzilerden Alexander ve Elizza’nın çocuklarının dadılığını yapmaktadır. Bu nedenle Maria ile evliliğin George’un önündeki bir kısım kapıyı kendiliğinden açtığını tahmin etmek zor değil.

George ve Maria,
evlendikleri 1853 yılında, İstanbul
(kaynak:
From East to West: Textiles
from G.P. / J. Baker, Londra:
Victoria & Albert Museum, 1984).

George ticarete atılma kararını, Osmanlı’daki talebin keşfiyle verir. Önce Londra’da yaşayan kardeşi James’ten istediği küçük miktardaki —çoğunlukla keten— tekstil ürünlerini yakın çevresinde satmaya başlar, daha sonra 1857’de artan talebi karşılamak amacıyla Pera’da İngiltere’den gelen bu ürünleri depolamak için bir oda tutmak durumunda kalır. 1860’da elçilikten iş arkadaşı Hayden ile ortaklık kurar ve elçilikteki işlerinden ayrılarak beraber ilk mağazalarını 1862 yılında Galata Kulesi’ne yakın bir noktada Kule Kapısı’nda açarlar. Hayden-Baker ortaklığı 1869’da biter, her iki ortak başka alanlarda ticarete devam ederler. George Baker 1870 yılında Beyoğlu’nda başka bir mağaza açar.4

George Baker’ın 1870’lere ait ticaret kayıtlarında, pek çok İngiliz ürününü Osmanlı’ya getirdiği görünüyor. Zaman zaman İngiltere pazarına yollanan Türk ürünlerinin kaydına rastlanabilse de, bu yıllarda ihracat, ithal edilen ürünlerin yanında oldukça düşük miktarlardadır. George, temel olarak mevcut olan ve hızla artan talebi karşılamaya uğraşmış gibi görünür. 1886–1888 aralığında yapılan ticaretin eksiksiz tüm kayıtları bugün halen şirket arşivlerinde mevcut. Bu kayıtlar ilk kez kapsamlı olarak 1984 yılında Londra’daki Victoria & Albert müzesinde yapılan sergi için kullanılmışlar.5 Bunlara göre Osmanlı’ya gönderilen ürünler çoğunlukla tekstil ürünleri. Diğer taraftan piyasada talep gören kumaş türleri bir hayli çeşitlilik gösteriyor: Yün yeleklerden askeri kumaşlara, çadır bezi, gömlek, yağlı kumaştan yıkanabilir hijyen battaniyesi, galoş, yağmurluk ve başka türden su geçirmez kumaşlara muhtelif İngiliz ürünleri İstanbul’da tüketime sunulur. Osmanlı pazarının yoğunlukla talep ettiği bir başka ürün grubu da tül, perdelik kumaş, pelüş ve piyano örtüsünden oluşur. Bu bağlamda Baker mağazalarında kullanılan görsellerin talep edileni somutlaştırdığını savunmak yanlış olmayacaktır.

Blok baskı keten, 1890’lar.
Desenler 16–17. yüzyıl Türk kadifeleri
model alınarak üretilmiştir.
Baker Record Sample P174/12
(illüstrasyon s. 52).

Baker Mağazaları ithal ettiği ürünleri nakliye ve diğer masraflar dahil olmak üzere İngiliz üreticiye ödenen bedele %75 kâr ekleyerek satıyordu. Ve her zaman bu bedeli ödemeye hazır bir müşteri grubu söz konusuydu.6 1884 yılında büyük oğlu George Percival’ın (G.P.) yanında götürdüğü kardeşi James ile Londra’da ortak açtıkları ve halen ticari hayatını sürdüren G.P. & J. Baker şirketini kurmasıyla George’un İstanbul’daki ithalat/ihracat işleri de ayrı bir boyut kazanır.7 Kardeşler babalarının yapmadığını yaparak, doğu halı ve kilimlerini İngiliz piyasasında pazarlarlar. Ürünlerin hareketi asla tek taraflı değildir. Halının yanı sıra havlu, masa örtüsü, mendil, püskül, Şam işi perde, Üsküdar kadifesi (çatma), Bursa sateni gibi çoğu lüks tekstil ürünü İngiltere’de satışa sunulur. Bu noktadan sonra Osmanlı pazarı için de daha ilginç ürünlerin gündeme geldiği görülür. James’in piyanoyu nakliye kolaylığı sağlaması amacıyla dört parçaya ayırma fikri, Osmanlı piyano piyasasının canlılığı hakkında fikir vericidir. Belli ki, talep edilen piyano örtüleri amacına uygun kullanılmaktadır. Diğer bir zihni sinir projesi, saraya hediye olarak düşündüğü esans fıskiyesidir.8

solda: James Baker’ın demonte
edilebilir piyano projesi. Mart 1888
(kaynak:
From East to West: Textiles
from G.P. / J. Baker, Londra:
Victoria & Albert Museum, 1984, s. 12).

sağda: Etrafa güzel koku yayması amacını güden esans fıskiyesi, James Baker eskizi. Nisan 1888 (kaynak: From East to West: Textiles from G.P. / J. Baker, Londra: Victoria & Albert Museum, 1984, s. 12).

Bakerlar, belki şansları da yaver giderek, dünyevileşen, tüketim merkezli bir aidiyet tahayyülüne gönüllü/gönülsüz katkılarını ticari başarıya dönüştürmüş görünseler de İstanbul ve İstanbullunun talep ettiği / yaşamına soktuğu nesnelerin serüveni onların tedarikiyle sınırlı değildir. Baker ailesinin hikâyesini ilginç kılan, modernleşmeyi bir zümrenin empoze ettiği yaşam tarzı olarak okumaya meyilli anlayışı başından yanlışlıyor oluşu. Frierson’un iddia ettiği gibi, ilanlardaki illüstrasyonların, resimlerin amacı müşteriyi doğru kullanım konusunda eğitmek değil, tüketimi gösteriye dönüştürmek.9 İlanlar, afişler, mağaza vitrinleri bu söz konusu yeni tüketim kültürünün iletişim araçlarıdır artık. Dışardan getirtilen, içeride beraberce arzulanan ve fakat yalnız bazılarınca sahip olunan ve bu dengesizliği yeni toplumsallık örüntülerine dönüştüren bir yapıdan bahsediyoruz. Geleneksel ahlakın tavsiye ettiği gibi mülayim ve kararında değil, arsızca ve göz göre göre tüketim. Görsellik bu nedenle hayati ve Bakerlar İstanbul ticaret hayatı içerisinde bu durumu en erken keşfedenlerdenmiş gibi görünürler.

1. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, cilt 4, s. 1886.

2. Linda Parry, “The Baker Family”, From East to West: Textiles from G.P. / J. Baker, Londra: Victoria & Albert Museum, 1984, s. 18.

3. Maria ve George’un dokuz çocuğunun tümü İstanbul doğumludur. İki çocuklarını henüz bebekken kaybederler. Baker çifti, İstanbul’da yaşayan diğer çoğu Avrupalı aile gibi, politik şiddet ve huzursuzluk ortamına karşın gerilimlere çok dahil olmadan kendi içine dönük bir hayat sürdü. Aile yazlarını Heybeliada’daki evlerinde geçirir. Kır toplantıları, piknikleri, balolar ve Avrupa’dan ara sıra gelen konuklar hayatlarını canlı tutuyordu. Futbol (F. Baker’ın 23 Aralık 1890’da Anadolu yakası takımında oynadığını biliyoruz), bisiklet, ailenin tüm erkek çocuklarının katıldığı yelkenli yarışları, Bakerların dahil olduğu etkinliklerdendi. Natalie Rothstein, “G. P. / J. Baker - A Prologue”, From East to West: Textiles from G.P. / J. Baker, Londra: Victoria & Albert Museum, 1984, s. 11.

4. Bu mağaza, daha sonraları farklı isimlerle faaliyete geçecek genel ticari şirketlerin çekirdeği niteliğindedir.

5. From East to West: Textiles from G.P. / J. Baker başlıklı sergi G.P. & J. Baker Ltd. ve Victoria & Albert Museum tarafından düzenlenmiş ve 1984 yılında 9 Mayıs–14 Ekim tarihleri arasında açık kalmıştır.

6. George Baker’a Sultan 2. Abdülhamid tarafından saraya ürün tedarik etme imtiyazı verilmişti.

7. Baker kardeşler 1893 yılı itibariye bazı önde gelen Arts and Crafts tasarımcıları şirket bünyesine katar. Yeni ekibin W. J. Thomas yönetiminde ürettiği desenler şirket tasarım ve desen arşivini esaslı biçimde zenginleştirir. Bu tasarımlar arasında Osmanlı esinli pek çok desen de yer alır (bkz. Blok baskı keten resmi).

8. James Baker’ın 1888 tarihli notlarından aktaran Natalie Rothstein, “G. P. / J. Baker - A Prologue”, From East to West: Textiles from G.P. / J. Baker, Londra: Victoria & Albert Museum, 1984, s. 12.

9. Frierson’un, biraz oryantalist bir önyargı da içeren bu iddiası için bkz. B. Elizabeth Frierson, “‘Cheap and Easy’: Patriotic consumer culture in the late-Ottoman era”, Consumption in the Ottoman Empire, D. Quataert (ed), New York: SUNY Press, 1999, s. 248.

Baker Mağazaları, dükkân, ekonomi, Ersin Altın, eşya, gösteri, iktisat, İstanbul, Levanten, meta, ticaret, tüketim