Sufjan Stevens annesiyle,
Carrie & Lowell’ın
albüm ambalajında
kullanılan fotoğraflardan,
kaynak: theguardian.com
Anılar Hayallerin
Sığınağıdır

Aslanağzı çiçeğinin sokak oyunlarının bir parçası olduğu zamanlardı. Anaokuluna gelecek sene başlayacak olan çocuklar yeni kömür atılmış sobaların sıcaklığıyla mayışır, annelerin öğle uykusu tekliflerini ister istemez kabul ederlerdi. Çocuklar oturma odasının güvenli atmosferine teslim olur, kısacık uykulara dalar, unutulması en güç rüyaları görürlerdi. Sesi kısılmış tüplü televizyonda Şirinler köyü sakinlerinin kahkahaları, alevlendikçe hareket eden odunların cızırtısına karışır, kısa uykuların arkadaşı olurlardı. Yeni ütülenmiş pamuklu pijamalar en rahat hâline bürünürdü. Öğle uykuları yarım saat kadar sürerdi, kısalığına rağmen bazen de epey derin olurdu, ancak etraftaki dünyadan da koparmazlardı. İşitilen ve varlığından emin olunan her şey, rüyaların bir parçası olurdu. Şirin Baba daha da gür yanması için sobaya odun atardı. Gargamel, delice yatıp battaniyeye sarılan çocukların üstünü örtmeye gelirdi, Azman da pencerenin ardından sıcak odaları izlerdi. Öyle zamanlardı, ya da öyle değildi, belki de öyle hatırlanmak istenen zamanlardı.

Bir çocuk, bu tatlı öğle uykularının birinden uyanıvermişti. Oda serindi, belli ki soba sönmüştü. Şirinler evlerine saklanmıştı, sesleri gelmiyordu. Anne de ortalıkta yoktu, mutfakta akşam yemeğini hazırlıyor olmalıydı. Çocuk uykudan mı, yoksa rüyadan mı uyandı, bilemedi. Pencereye yöneldi gözleri, güneş tupturuncuydu, içi ısındı. Bir yerlerden bağırış sesleri geliyordu, diğer çocuklar da uyanmış olmalıydı. Yataktan sıyrıldı, pijamalarını çıkarmak istemedi, kapıya yöneldi. Havanın serin olabileceğini tahmin etti, yeni aldıkları mavi montu geçirdi üzerine. Bağcıklarını bağlamayı bilmediği botlarını giydi, ipleri de ayakkabısının içine soktu. Her şey tamamdı, çocuk, diğer seslerin arasına kendi sesini eklemeye hazırdı.

Evlerinin kapısını açar açmaz bahçeye çıktı. Adını kimsenin bilmediği ancak herkesin ‘Dede’ diye hitap ettiği biri, bahçenin bir bölümüne yeni tohumlar ekiyordu, her yeri kazmıştı. Evlerinin bahçesini hiç bu kadar karışık görmemişti, şaşırdı. Karışıklığın sonucunu hayal etti; daha çok aslanağzı çiçeği, daha renkli bir bahçe ve daha çok oyun, Dede’ye gülümsedi. Çocuklar yolda olmalıydı, yaklaştıkça sesleri artıyordu, ancak bir türlü onları göremiyordu. Kazılan toprak bir köşede birikmişti, küçükçe bir dağa benziyordu. Ancak çocuk da küçüktü, toprak dağ diğer çocuklara ulaşmasını engelliyordu. Pamuklu pijamalarına, yeni montuna ve bağlayamadığı botlarına aldırmadan dağı aşmalıydı. Diğer çocuklar dağın ardında kalmıştı, onlara ulaşmak için başka da yol yoktu. Üstelik güneş de bu küçük dağın ardına saklanmıştı, batmak üzereydi, onu da yakalamalıydı.

Çocuk uykunun mahmurluğunu üzerinden atmak üzereydi. Toprağın ve keskin havanın soğuğu ona güç vermişti. Arkadaşlarına ve güneşe ulaşacaktı, derin bir nefes aldı. Cesaretini topladı ve dağı aşmaktan başka bir şey düşünmedi. Olabildiğince hızlı koşmaya çalıştı, toprağa ellerini geçirerek dağa tırmandı. Bütün arkadaşları kafasını ona çevirmişti, güneş de yüzünü ona döndü. Her şey yavaşlamıştı, çocuk küçük dağın tepesindeydi, turuncu ışık tüm uzuvlarını aydınlatıyor, gözlerini kısmasına neden oluyordu. Bu dağ meselesi rüyanın içerisindeki rüya mıydı, yoksa gerçekten gerçek miydi, hâlâ emin değildi. Ama dağın tepesindeydi işte. Annesi o uyurken hiçbir zaman sobanın sönmesine, Şirinlerin de gitmesine izin vermezdi. Ama her ne olursa olsun, hayal ya da gerçek, dışarıda aşılması gereken küçük bir dağ vardı ve o, bunun farkına varmıştı. Dağlar hayatının sonraki bölümlerinde de hiç bitmeyecekti, hep aşılmayı bekleyeceklerdi. Daha iyinin hayali için, aşılmalıydı da.

O çocuk, seneler sonra bile, bu anımsamanın gerçekliğine emin olamadı. Zihninin bir köşesinde hikâyeyi muhafaza etti. Bilmiyordu, zihninde yer edinen bu hikâye, bir ömür boyunca onun sığınağı olacak, yaşadığı her yeni deneyimi, hayalin içine gizlenmiş anımsamanın özündeki güçler yardımıyla yorumlayacaktı. İnsanlığı, arzuları, zayıf noktaları ve gelecek planları bu anımsamanın katmanlarına inşa edilecekti. Doğası gereği yalnızca anılar anımsanabilirdi, ve anılar, gerçeklerden tamamıyla kopamazdı. Peki ya hayaller anılara dönüşebilir miydi?

Yaşananlar (yani gerçekler) anıları yaratırdı ve bunlar ikiye ayrılırdı: İyi ya da kötü. Hayaller de bu ikilinin arasında bir yerde dururdu, ne tamamıyla iyiye bulanırdı, ne de tamamen karamsar olurdu. İkisinden de biraz barındırmalıydı içinde, ki gerçekliğe olan yakınlığı daha sahici olsun; düşününce ayırt edilemesin.

Sufjan Stevens’ın Carrie & Lowell albümünün kapağı da, gerçek mi, yoksa hayal mi, ayırt edilemiyor. Fotoğraftaki öznelerden biri olan Lowell, bu fotoğrafı nerede, kimin çektiğini hatırlamıyor. Anımsamalar hayale dönüşüyor. Bu bir fotoğraf, muhakkak ki gerçek. Ancak fotoğraflara şüpheci de yaklaşılabilir, bazen yaklaşmak da gerekir. Bu görünen gerçekliğe hayaller karışmış olamaz mıdır? Belki de bu, zihinde kurulan bir hayalin yansımasıdır. Hatta öyledir de. Bu fotoğrafı hayaller çekmiştir. Ve bu fotoğraf, albümden bağımsız da değil, albümün yıllar sürecek olan hikâyesinin başlangıç noktasıdır.

Bir insanın, çocukluğunun ilk yıllarında hayallere ve rüyalara bulanmış bir anımsamayla, hayatını yönetmesi gibi, Sufjan da bu başlangıç noktasıyla (gerçek bir hayalle) yola çıkıyor. Hakkında defalarca kez röportaj yapılmış kendi hikâyesini, yeni kaybettiği annesini, üvey babasını, Carrie ve Lowell’ı, aynı isimli albüme sığdırıyor.

Sufjan Stevens, Carrie & Lowell, 2015,
albüm kapağı, kaynak: Asthmatic Kitty

Carrie, Sufjan bir yaşındayken hiçbir şey söylemeden terk ediyor ailesini. Geri dönüp dönmeyeceği, nereye gittiği, yaşayıp yaşamadığı dahi meçhul. Öz ailesiyle ilgili hatıralarının ilk yıllarının silindiğini söylüyor Sufjan. Hayatta olduğunu fark edişinin çok öncesinde, bilinmemek üzere derinlere gömülüyor hepsi. Hatıralar, kısıtlanmış hayallerle anımsanıyor.

Sufjan beş yaşına bastığında Carrie, Lowell’la evleniyor; Sufjan ve kardeşleriyle tekrar görüşüyor. Hatıraların kırıntıları toplanmaya, tek bir bütüne dönüşmeye başlıyor. Lowell bir kitapçıda çalışıyor ve Sufjan da üç yazını Eugene’de, Carrie ve Lowell’la birlikte geçiriyor. Annemi en çok gördüğüm zamanlardı, Eugene’deki yaz ayları, diyor Sufjan.

Lowell, Carrie’yi bir süreliğine de olsa hayata döndürüyor. Sufjan’ı da Leonard Cohen, Frank Zappa ve Wipers’la tanıştırıyor. Sufjan’ın dahil olduğu ilk müzik grubuna destek veriyor. Lowell’la aramızda kan bağı yoktu, ya da o soy ağacının bir parçası değildi belki de diyor Sufjan, ama o vardı işte. Birkaç yıl sonra da Carrie ve Lowell ayrılıyor.

1998’de Lowell ve Sufjan Asthmatic Kitty isimli plak şirketini kuruyorlar. Tekrar bir çatının altında, birbirlerine sığınıyorlar. Sufjan tüm albümlerini bu etiketle çıkarıyor. Lowell da şirketi yürütmeye hâlâ devam ediyor.

Carrie’nin hayata veda edişi, Sufjan’ı özlem duyduğu her şeye, ailesine, doldurmaya çalıştığı her bir boşluğa, daha da yaklaştırıyor. Boşlukların her birini ya belirsiz bir hayalle, ya da anımsanması güç bir hatırayla doldurmaya çalışıyor. Hafızasızlıkla suçluyor kendini, annem öldükten sonra hafızamda ona dair hiçbir şey yoktu, tıkanmıştım diyor. Nereden başlayacağını bilemiyor; öfkeleniyor, ama öfkeyi, hiçbir yaraya merhem olmayan bu duyguyu, hayran olduğum bir biçimde, yararlı bir matemle dindiriyor. Öfkeyi özlemle teselli ediyor. Sonlandıramıyor sözcüklerini, tamir edemiyor parçaları; kısa bir süre önce erkek kardeşini kaybeden Thomas Bartlett’e emanet ediyor kaydettiklerini. Thomas benzer duygularla harmanlıyor albümü. Carrie & Lowell, yeni bir şey söylemekle ilgili değildi, diyor Sufjan; bu yalnızca yaşanan ya da yaşanamayan onlarca şey için, yas tutmaktı.

Bu albüm, sakince tutulan yasın içsel bir göstergesi; acıyla kazanılan manevi gücün, Sufjan’ın zihninde büyüttüğü kısıtlı hatıraların, hayallere dokunuşudur. Her çocuk, çocukluğunun ilk yıllarında biriktirdiği rüyalarla kendini büyütür. Anılar hafızanın illüzyonuyla detaylandırılmış hayallere dönüşür. Hatta hayaller, kim tarafından çekildiği bilinmeyen bir fotoğrafın, fotoğrafçısı bile olabilir. Ve bu fotoğraf, biriktirilen küçük hatıraların özetidir, dizelere kendini taşır, melodilerle var olur. Anılar, bir fotoğraf karesiyle hayallerin sığınağı olurlar.


anı, Atahan Yılmaz, Carrie & Lowell, çocukluk, fotoğraf, hayal, müzik, Sufjan Stevens