Aktivizm Olarak Moda:
Pussyhat

‘Moda’ sözcüğünün “üstüne yakışanı giymektir” klişesinden tutun, moda çalışmaları alanında en sık kullanılan “toplumsal kimliğin bedensel ifadesinin kültürel inşası”na kadar değişen birçok tanımı var. Ve toplumsal kimliğin politik olduğu kabulüyle —mevzubahis kimlik ister annelik olsun, ister bir meslek grubu veya kişinin yaşı— bu ikinci tanımı temel alan herkesin bakışında modanın her alanı politiktir. Ancak bu yazı, yakın zamanda Amerika’da gerçekleşen başkanlık koltuğunun el değiştirmesinden ilham alınarak, modayı politikayla alabildiğine düz bir çizgiyle bağlayan bir örneği ele alıyor.

Modanın politik bir ifade olarak kullanılmasının bir örneğini, 21 Ocak’ta Washington’da gerçekleşen Women’s March’ta, ve bununla eşzamanlı olarak dünyanın birçok yerinde yapılan yürüyüşlerde gördük. Misyon bildirisinde “Geçtiğimiz seçim sürecinin retoriği, birçoğumuza hakaret etti, bizi öcüleştirdi ve tehdit etti —her türlü göçmen, Müslüman veya farklı inançlara sahip olanlar, kendini LGBTQIA olarak tanımlayanlar, yerli Amerika halklarına mensup olanlar, siyahi ve Latin bireyler,1 engelli insanlar, cinsel şiddete maruz kalmış kişiler— ve bu topluluklar olarak canımız yanıyor ve korkuyoruz.” yazan bu yürüyüşler, kadınların Trump iktidarına karşı seslerini yükseltmeleri niteliğindeydi. Tahminlere göre Washington’daki ana yürüyüşte 470.000 kişi kadar vardı, ki bu, 20 Ocak Cuma günü Donald Trump’ın oval ofise geçişini kutlamak için aynı meydanlara gelenlerin yaklaşık üç katıydı. 21 Ocak günü dünya çapında gerçekleşen bütün yürüyüşlerin fotoğraflarına baktığımızda ise, bir birliktelik izlenimi hemen insanın gözüne çarpıyor; zira dünyanın her bir yerindeki bu yürüyüşlere katılan yüz binlerce insanın bir çoğunun başlarında pembe şapkalar var.

Amerika’nın Sesi binasının
çatısından Women’s March
[Kadınlar Yürüyüşü] görüntüsü,
Washington, D.C., 21 Ocak 2017,
fotoğraf: Voice of America (VOA),
kaynak: Wikimedia Commons
Women’s March, Washington, D.C.,
21 Ocak 2017, fotoğraf: Liz Lemon
(public domain)

Hepsi birbirlerinden hafifçe farklı olan bu şapkaları, iki ortak nokta birbirlerine bağlıyor: 1. Pembeler. 2. Köşeleri bir kedinin kulaklarını andırırcasına kıvrılıyor. Bu, Donald Trump’ın kadınlara nasıl davrandığını anlattığı bir ses kaydında geçen, “grab’em by the pussy” lafına dayanan bir kelime oyununun şapka olarak vücut bulmuş hâli. Pussy sözcüğü ya da pussycat, dilimizdeki ‘pisi’ sözcüğüne benzer şekilde kedi anlamına gelirken, argoda —ve Trump’ın cümle içinde kullandığı hâliyle— vajinanın argo hâli. Pussyhat adını taşıyan bu şapka da, bu referanslardan birinden adını, diğerinden rengini alıyor.

Pussyhat Project, Washington’daki kadınlar yürüyüşüne katılanların kolektif bir görsel duruş sergileyebilmeleri ve yürüyüşe katılamayanların oldukları yerden basit bir sembolle duruşlarını belli edebilmeleri için kurulmuş. Projenin işleyişi ise, büyük çoğunlukla el emeğine dayanıyor. Oldukça basit olan şapka modelinin örülmesi için talimatlar, örgü ve tığ işinden anlayanlar için siteye eklenmiş. Kendisi öremeyenlerin de bu şapkadan edinebilmesi için, birçok mekanizma düşünülmüş; destek olmak isteyenlerin fazladan ördükleri şapkaları yollayabilecekleri adresler ve ihtiyacı olanların uğrayıp alabileceği mekânlar belirlenmiş. Kurulan ağın gücü, yürüyüş gününde ne kadar çok insanın bu şapkalardan giydiğiyle ölçülebilir.

Nasıl Örülür: The Pussyhat Project,
Joy Macdonnel, süre: 22:54

Bu sevimli sembol, mesajını başarıyla yerine ulaştırmakla birlikte, eleştirilere karşı tamamen savunmasız değil. Şöyle ki, ‘kadınlığı’ vajinaya indirgeyen bir duruş, zararlı bir söylemi tekrarlamadan edemiyor. Elbet ki bu sembolün ve bu hareketin çok açık bir çıkış noktası var; söylenmiş olan bir söze tepki olarak ortaya çıkıyor. Ancak bu tepkiyi, yine karşı durduğu sözcükler üzerinden gerçekleştirmek, aynı zamanda bu söylemi yükseltiyor. Bir yandan vajinayı kutlamak son derece ihtiyaç duyulan bir duruşken, kadınlığı bir cinsel organ üzerinden tanımlamak, aynı kitlenin içinde bulunan, vajinası olmayan kadınları hareketin dışına itiyor.2

Elbette giyimi aktivist bir araç olarak kullanmayı Pussyhat icat etmiş değil. Gerek baskılı tişörtler, gerek bayrak renkleri, gerekse çeşitli sembolleri üzerine giyerek birçok insan bunu her gün yapıyor, belli bir yürüyüş, etkinlik, protestoya vb. giderken aynı renk, aynı tarz giyinmek üzerine organize olmak da çok sıradışı bir şey değil. Pussyhat’i incelemeye değer bir örnek hâline getiren, sadece bir görüşü ifade eden bir sembol değil, aynı zamanda bu sembolün nasıl hayata geçirileceğinin net bir tasarımı olarak, baştan sonra planlanmış bir hareket olması ve bunu hayata geçirmek için halihazırda var olan bir üretim gücünü, elişini harekete geçirmiş olması.

1. “Black and brown people” ifadesi, aslında ten renginden kaynaklanan ayrımcılığa [colorism] maruz kalan bütün grupları kapsıyor; ancak “brown people” tabirinin dilimizde bir karşılığı olmadığından çeviri erozyonuna engel olamadım.

2. ‘Toplumsal cinsiyet’, yani ‘kadın’ ve ‘erkek’ kavramları birer toplumsal inşadır ve bu alanda kişinin kendini nasıl tanımladığı esastır. Çoğu zaman ‘toplumsal cinsiyet’ kadın-erkek ayrımı olarak kültürel; ‘cinsiyet’ ise erkek-dişi olarak biyolojik addedilir. Ancak, hangi cinsel organı hangi cinsiyete ait gördüğümüz de insanlar tarafından atanmış bir kurgu olduğundan ve hem kültürel hem de biyolojik çeşitliliğimiz bu iki uçtan ibaret olmadığından bu söylem de zararlı olabilir.

ABD, Eda Çakmak, kimlik politikaları, Pussyhat, toplumsal cinsiyet, Trump