Guerrilla Gardening’in
Dublin’in Temple Bar bölgesinde
kırılıp sökülmüş parke taşları
yerine diktikleri çuhaçiçekleri
(kaynak: Biology Department)
Ahlakın Kardinalitesi

Hemen her siyasi vegana sorarlar: Peki Afrika’daki aç çocuklar ne olacak? Elbette bunun altındaki his, belli bir siyasi mücadeleye odaklananların, diğer mücadeleleri ihmal ettiği, hatta ve hatta bu mücadelelere öncelik vermediği, veremediğidir. Bu minvalde, hayvan özgürlüğü için mücadele ‘etmek’, insan özgürlüğü ve refahı için mücadele ‘etmemek’ olarak görünür. Daha da derinde, politik aktivistlerin sorumluluklarının ve enerjilerinin her şeye yetemeyeceği varsayımı yatar. Bu önkabul dünyayı değiştirmeye çalışanlar için dahi makuldür. Kaldı ki, taraftarlarından ve takipçilerinden sonsuz derecede sorumluluk bekleyen bir siyaset olamaz, olmaz, olmamalıdır, olmayacaktır ve olmamıştır.

Modern felsefenin, anarşist diyemeyeceğim ama, anarşizan kanadına katkı sunan filozoflardan Simon Critchley siyasi mücadeleye ahlaki açıdan yaklaşır.1 Anarşizm, siyasi etkinliğin içkin bağıdır, bağ dokusudur. Ancak, anarşizmin gerektirdiği ahlak, sonsuz derecede talepkâr olan bir felsefedir. Zira anarşizm, kendini sorumluluk üzerinden kodlar. Bir anarşist, kadın özgürlüğünden hayvan özgürlüğüne, ekonomik refahtan eşitlikçiliğe sayısız cepheden sorumludur. Yazının başında değindiğim o çiğ sorularla yüzleşmemek ve de bu sorunu daha başlamadan çözebilmek için, anarşizm tüm bu sorumlulukları kabul eder. Epistemik olarak tüm bu sorunlara (cevabı olduğunu değil, ama) cevap bulunabileceğini, ahlaki açıdan da tüm bu moral sorumlulukların üstlenilebileceğini iddia eder —bu iddialarını da bilfiil gerçekleştirmek için çabalar. Bu nedenle, Critchley’in dediği gibi ‘ahlak’ da kendini bir meta-siyaset olarak kodlar. Anarşizm de bu kodlamanın en berrak yoludur, yöntemidir.2

Fakat bu ‘sonsuz talepkârlık’ hâli hayal kırıklığından bağımsız olamaz. Bu, Critchley’e göre felsefenin ‘başladığı’ yerdir. “Felsefe hayal kırıklığı ile başlar.”3 Aksini düşünmek zaten mümkün değildir. Nasıl doğayla mücadele etmek mühendisliği yaratıyorsa, nasıl şu koca koca dağların varlığı dağcılığı yaratıyorsa, hayal kırıklığı da felsefeyi yaratır. Siyasi hayal kırıklığı da, anarşizmi doğurur.

Siyasi hayal kırıklığı, işlerin yolunda gitmemesi demektir. Bu şu ya da bu partinin iktidara gelememesine odaklı ucuz siyasetin ötesindedir. Tüm epistemik, ampirik veriye, sakallı amcaların koca koca kitaplarında yazan her şeye rağmen hâlâ devrim olmaması; hâlâ sağcıların egemenliğinde yaşamamız bu hayal kırıklıklarının örnekleridir. Zira, işçi sınıfı da, küçük burjuva da ‘hayal kırıklığı’ yaratmaktadır. Bunun anarşizme yol açmasının nedeni hem epistemik, hem ampiriktir —epistemik mânâda bir hayal kırıklığıdır, zira devrimin ne olduğunu ‘bilememekteyiz’, hatta bırakın bilebilmeyi, nasıl bilebileceğimizi bile bilememekteyiz. Ampirik hayal kırıklığı da, velev ki devrimci siyasetin tüm yöntemlerini bilsek dahi bunu nasıl icraata dökeceğimizden, dahası bunun delillerini nasıl toplayacağımızdan emin olmamanıza dayanır. Zira, eğer bu hayal kırıklıkları olmasaydı, hangi siyasetin gerçek doğru olduğu bilinirdi. Bakteriyel enfeksiyona karşı antibiyotikle mücadele etme bilgisi gibi, ekonomik krizlerle de şu ya da bu siyasetle kati ve kesin olarak mücadele etmek kesin bir bilgi olurdu.

Anarşizm, sonsuz sorumluluğu sahiplendiği için bu hayal kırıklığını da sahiplenir: ‘Sınıf bilinci gelişmemiş’ kitleleri suçlamaz, paranın efendiliğine boyun eğenlere kızarak konuyu kapatmaz. Bu, zor bir ahlaktır, kardinalitesi yüksek bir ahlak denklemi yaratır. Çoklu bir manifoldda kendini tanımlayarak, kendisinin de hayatın çoklu katmanlarına layık ve haiz olduğunu iddia eder. Bu nedenle anarşizm zordur.

Çalışma masamızdan kalkıp sokağa çıktığımızda, 1980’lerin sonrasında ortaya çıkan kimlik siyasetleri ve mikro-politikaların benzer bir anarşizm algısının ürünü olduğunu görebiliriz. Şehrin mahallelerinde gerilla bahçeler yaratmaya çalışanlar, nihayetinde Tibet’in özgürlüğü meselesine de duyarlıdır, özgür halk tiyatrosu kuranlar gösterileri sırasında vegan gıda sunarlar. Tüm bunlar aslında, bu sonsuz sorumluluğu kabul etmekle alakalıdır. Tüm bu sorumluluklara yetişmeye çalışmak, hem içsel hem dışsal, hem bireysel hem toplumsal, hem ruhi hem maddeci bir devrim yaratmayı hayal eder. Gerilla bahçenize domates ekerken, Çin’in Tibet’te uyguladığı tarım politikalarının yol açtığı yoksulluğu düşünmeye başlarsınız: Hem mahalle, hem toplum değişir, hem de ‘sen’ değişirsin böylelikle.

Bu sentez, çalışma masamıza dönelim, aslında diyalektik değildir. Zira, yüzeysel bakacaksak, gerilla bahçeler ve Tibet özgürlüğü aslında zıt meseleler değildir. Sentezleri, analitik değil, ‘sentetiktir’, ‘a posterioridir’. Gerilla bahçemden Tibet siyasetine bağı ‘ben’ kurarım. Bu bağ arasında bir nedensellikten ziyade, ortak payda vardır. Bu ortak payda da, sonsuz sorumluluk alma cesareti ve dirayetidir. Bu ortak payda, anarşizmdir.

Konuyu veganizme bağlayalım. Yazının başında anımsattığım, irrasyonel nedensellik kusuru —yani vegansan insan toplumlarının mücadelesini dışlamışsındır— veganizm özelinde epey popülerdir.4 Sadece veganizme değil, birçok yeni mikro-siyasete muhalefet geliştirmekte kullanılagelmiştir. Bunu gündelik konuşmalarda veganlar sıklıkla dile getiregelir: “Ayağım takılsa, ‘et yemediğinden oldu’ diyecekler.” Bu şu demek: Mikro-siyasetlerin “mikrolaşma” süreci, küçük cephelere ayrışma süreci bir öncelik ya da siyasi bir hiyerarşi değil, daha duygusal, daha hissi bir meseledir. Tibet’in özgürlüğü meselesi, duygu ve hayal dünyanızda pek bir şeye tekabül edemiyor diye, bu duygu kopukluğundan bir siyasi argüman devşirme hatasına düşmemek lazımdır. Belki herkes vegan olamaz, belki hepimiz sınıfsal mücadele için canımızı dişimize takamayız, ama yine de bu mücadelelere sırtımızı dönme lüksümüz yoktur. Zira, sorumluluğumuz vardır. Zira, bu sorumluluklarımızı tamamen yerine getiremeyecek ve hatta hayal kırıklığı yaşayacağızdır. Zira, bu hayal kırıklığı siyaseti ve felsefeyi yaratacaktır. Zira, bu sonsuz sorumluluk da anarşizme yol açacaktır.

Devrim olacak mı, olmayacak mı bilmiyorum. Ancak, sorumluluklarımızın bitmez tükenmez olduğunu bile bile mücadeleye devam edebilmek, işte devrim budur.

0. Kardinalite, bir kümenin boyutunu elemanlarının sayısı üzerinden okumaktır. Sonlu kümelerde, kümenin elemanlarını tek tek sayarak bu işi kotarmak mümkünken, sonsuz kümelerde iş biraz daha karmaşıklaşmaktadır.

1. Simon Critchley, Infinitely Demanding, Verso, 2013.

2. A.g.e.

3. A.g.e.

4. Can Başkent, “Bebek Katili Veganlar”, 2016.

ahlak, anarşizm, Can Başkent, hayal kırıklığı, mikro-siyaset, vegan, veganizm